Türk Edebiyatı’nda psikolojik tarzda yazdığı ölümsüz eserleriyle iz bırakan yazar Peyami Safa’nın daha doğumundan itibaren başlayan zorlu yaşamı ve edebi hayatı.

“Anlaşılmayan ruhlara ‘deli’ demek adettir.”

Peyami Safa Hayatı

İsmi şair Tevfik Fikret tarafından konulan Peyami Safa, 2 Nisan 1899 tarihinde Server Bedia Hanım ve şair İsmail Safa’nın 2. çocuğu olarak İstanbul’da dünyaya geldi. Babası 2. Abdülhamid’e muhalif olan isimlerdendi ve onu devirmeye teşebbüs ettiği iddia edilerek Sivas’a sürgüne gönderildi. İsmail Safa 1901 yılında, geçmişte mücadele ettiği verem hastalığının yeniden nüksetmesiyle ailesine herhangi bir mal varlık bırakamadan, sürgünde vefat etti. Bu yüzden Safa ailesi geçim konusunda çeşitli zorluklar yaşadı.

1908 yılında kemik veremi hastalığına yakalanan Peyami Safa, her ne kadar bir yandan okuyup bir yandan hastalığıyla mücadele etmeye çalışsa da 1910 yılında başladığı Vefa Lisesi’ndeki eğitimini bu hastalık yüzünden bırakmak zorunda kaldı. Lisedeyken yazdığı “Piyano Muallimesi” adlı hikaye ve “Eski Dost” adlı roman denemeleriyle ise yazın hayatına başlamış oldu. Okulunu yarıda bırakmak zorunda kalsa da kendini geliştirmeyi hiçbir zaman bırakmayan Safa, babasının arkadaşı Abdullah Cevdet’in kendisine verdiği “Petit Larousse” isimli sözlüğü ezberleyip Fransızcasını geliştirdi. Bu dönemde psikolojiden felsefeye çeşitli alanlara olan ilgisi de arttı.

Maddi anlamda ailesine yardımcı olabilmek için bir süre Posta ve Telgraf Nezaretinde çalıştı. 1917 yılında öğretmenlik yapmaya başladı fakat bir yıl sonra bu mesleği bırakıp abisi İlhami Safa’nın "Yirminci Asır" isimli gazetesinde yazılar yazdı. Burada yazdığı hikayelerle yavaş yavaş insanlar tarafından tanınmaya da başladı. Yirminci Asır gazetesi kapatıldıktan sonra da gazetecilik sektöründen ayrılmadı ve yazıları başka gazetelerde yayımlandı. Bu dönemlerde geçim sıkıntısı çekti ve bu yüzden para kazanabilmek için “Sözde Kızlar” isimli ilk romanını yayımladı. 1928 yılında “Cumhuriyet” gazetesinin editörü oldu. Bu gazetede yayımlanan yazılarında, kendi isminin yanı sıra “Server Bedi” takma adını da kullandı. Çıkan af kanunundan yararlanmak için Türkiye’ye gelen şair Nazım Hikmet’in tutuklanması üzerine gazetede, şairin “Yanardağ” adlı şiirini yayımlayınca gazetedekilerle arasında uyuşmazlıklar meydana geldi ve buradaki görevinden istifa edip Resimli Ay dergisinde yazmaya başladı. Başlarda Nazım Hikmet ile yakın arkadaş olsalar da sahip oldukları farklı ideolojiler yüzünden araları açıldı. Aralarındaki atışmalar hakkında ayrıntılı bilgiyi buradaki yazımızda bulabilirsiniz. 

1932 yılında annesi Server Bedia Hanım vefat etti. 1936 yılında abisi ile beraber Kültür Haftası adlı 21 sayı süren dergiyi çıkarttı. Dergi kapandıktan sonra başta İsviçre olmak üzere farklı Avrupa ülkelerinde seyahat etti. Bu seyahatleri, yazılarında sıklıkla işlemeyi sevdiği “Doğu-Batı çatışması” konusu üzerindeki fikirlerinin gelişmesine önemli katkıda bulundu. 1938 yılında Nebahat Erinç’le evlendi.

2. Dünya Savaşı dönemlerinde milliyetçilik, turancılık ve mistisizm fikirleri arasında gidip geldi. Mistik düşüncelerinin temeli de bu dönemde atıldı. 1945 yılında Necip Fazıl Kısakürek tarafından çıkarılan “Büyük Doğu” dergisinde yazmaya başladı. 1949 yılında yayımlanan “Matmazel Noraliya’nın Koltuğu” eseriyle mistisizme yöneldi. 1950 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’nin Bursa milletvekili adayı oldu ama seçilemedi. Cumhuriyet Halk Partisi’ne yakınlaştığı için Necip Fazıl Kısakürek’le araları açıldı.

1951 yılında Yalnızızromanı yayımlandı. 1953 yılında arkadaşı Kazım İsmail’in  gerekli maddi desteği vermesiyle “Türk Düşüncesi” dergisini çıkarmaya başladı. 1954 yılında gazeteci ve yazar Ali Karacan’ın daveti üzerine “Milliyet” gazetesinde yazmaya başladı. İlk yazısının yayımlanmasından sonra tebrik etmek için kendisini arayan ilk kişi Adnan Menderes’ti. Bu, Demokrat Parti’ye karşı olan olumsuz görüşünün yumuşamasına neden oldu. Bir süre sonra da Cumhuriyet Halk Partisi’nden uzaklaşarak antikomünist tutumundan dolayı Demokrat Parti’ye iyice yakınlaştı. Milliyet gazetesinde sol kesimi destekleyen Aziz Nesin gibi yazarların sayısının artmasıyla burada yazmayı bırakıp 1959 yılında “Tercüman” gazetesinde yazmaya başladı fakat yazı işleri müdürüyle arasında anlaşmazlık çıkınca bir sene sonra buradan da ayrıldı.

Peyami Safa Ölümü

1960 darbesinden sonra, Demokrat Parti ve Adnan Menderes’le olan iyi ilişkileri nedeniyle zor zamanlar geçirdi. “Türk Dil Kurumu” ve “Türk Edebiyatçılar Birliği” ile ilişkisi kesildi. “Havadis” gazetesinde yazılar yazdı fakat bu yazılar yüzünden çeşitli protestolara maruz kaldı. Bütün bu olayların Safa üzerinde yıkıcı bir etki etmesine son olarak 27 Şubat 1961’de, Erzincan’da yedek subay öğretmen olarak görev yapan oğlu İsmail Merve’yi kaybetmesi de eklenince iyice yıprandı ve 15 Haziran 1961 tarihinde geçirdiği beyin kanaması yüzünden vefat etti. 17 Haziran 1961’de Edirnekapı Şehitliği’ndeki aile mezarlığına defnedildi.

Peyami Safa'nın Edebî Hayatına Bakış

Peyami Safa’nın yazın hayatına baktığımızda yazılarını kendi isminin yanı sıra birçok takma adla yayımladığını görürüz. Bu adlardan en bilindiği ise annesinin isminden esinlenerek oluşturduğu Server Bedi’dir. Küçük yaşlardan beri ekonomik sıkıntılarla boğuşan Safa, bu yüzden çok fazla yazı yazmıştır. Sadece Server Bedi adıyla 140’a yakın roman yazmıştır. Maurice Leblanc’ın Arsen Lüpen karakterinden esinlenerek oluşturduğu Cingöz Recai karakteri ve aynı adlı polisiye roman serisi, bu adla yazdığı en bilinen eseridir. Bu tipleme çok sevilmesinin yanı sıra eleştirilerin de hedefi olmuştur. Eleştirenlerden biri de “başkalarının fikrini çaldığı” gerekçesiyle Nazım Hikmet’tir. Bu yüzden ikili arasında bir polemik yaşanmıştır.  

Peyami Safa Eserleri

Bunun dışında; kemik veremi hastalığına yakalan bir çocuğun psikolojisine odaklandığı ve otobiyografik tarzda yazılan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, yanlış Batılılaşmayı eleştirdiği Fatih-Harbiye, düştüğü şüpheden materyalist ve pozitivist yaklaşımla kurtulmaya çalışan ve sonunda bir senteze ulaşarak ruhsal dinginliğe kavuşan bir genci anlattığı Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, ahlaki yozlaşmayı anlattığı Sözde Kızlar ve Yalnızız eserleri yazarın en bilinen romanlarıdır. Ayrıca Gençliğimiz, Şimşek, Mahşer, Süngülerin Gölgesinde, Bir Tereddüdün Romanı, Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü, Biz İnsanlar, Bir Akşamdı, Canan ve Attila diğer romanlarıdır.

Kaynakça

1) https://dergipark.org.tr/tr/pub/ohuiibf/issue/35200/348946

2) https://tr.wikipedia.org/wiki/Peyami_Safa


BENZER YAZILAR

Liderlik ve Güç Çatışması: Sineklerin Tanrısı

William Golding’in birçok sembolik yapıyı bir arada bulundurduğu, gücün baskıcı ve zorbaca kullanımı sonucu neler olabileceğini gösteren Sineklerin Tanrısı romanını inceledik.

Zülfü Livaneli Hayatı, Eserleri ve Edebi Kişiliği

Sürekli sanat üstüne düşünen, yaratı sancıları çeken ama dönemin ve ülkenin koşulları gereği zaman zaman politikadan kaçmayan birinin anıları.


Paylaş