Türk öykücülüğünün öncü ismi Sait Faik, hayatı ve çalışmaları.

Sait Faik Abasıyanık Kimdir?

Sait Faik, modern Türk öykücülüğünün öncü yazarlarından biri. Yalnızca öykü ile sınırlı kalmayıp roman, şiir ve oyun yazarlığı ile çevirmenlik de yaptı. Çağdaş hikayeciliğe önemli katkılar sağladı ve bu özelliği ile Türk Edebiyatı'nda bir dönüm noktası haline geldi.

Öykücülüğe yenilikler getirdi. Klasik öyküde kullanılan teknikleri geride bırakarak daha açık ve gerçekçi bir dil kullanmaya başladı. İnsanları ve tabiatı samimi ve basit bir şekilde, iyi ve kötü yönleriyle var olduğu gibi aktardı. Bu sırada daha şiirsel ve usta bir dil kullandı. Tüm bunları yaparken herhangi bir edebi akımın etkisinde ya da Batı’daki gelişmelere bağlı kalmadan yaptı. Bu özellikleri ile kökü kendisinde olan, yani başkasından etkilenmemiş ve tarihini kendisi başlatmış bir yazar olarak kabul edildi.

Toplumsal sorunları değil, kişinin toplum içerisindeki problemlerini işledi. Genellikle şehirli alt sınıfın yaşamlarını yazdı ve işsiz, fabrika işçisi, kıraathane sahibi gibi kişileri anlattı. Yazılarını bir şair duyarlılığı ile aktardı.

Yazın hayatı boyunca farklı lakaplarla anıldı. Bunlar: gözlemci balıkçı, küfürbaz şair, müflis tacir, sorumlu avare, züğürt yazar, hamdolsun diyemeyen rantiye, çakırkeyf sirozlu, anadan doğma çevreci gibi sıfatlardır.

Sait Faik Abasıyanık, Özdemir Asaf ve sinemacı Ahmet Üstel, Emirgan (1954).

Sait Faik'in Hayatı

Sait Faik, 1906 yılında Adapazarı’nda doğdu. İlk ismi Mehmet Sait’ti fakat daha sonra Mehmet ismini bırakarak, babasının ikinci ismi olan Sait’i kullanmaya başladı.

1910 yılından sonra üç yıl boyunca ailesiyle Karamürsel’de kaldı. Bu yıllarda tahrirat kâtibi (kaymakamlığın yazı işleri görevlisi) olan babasının tayini buraya çıkmıştı. Adapazarı’na tekrar 1913 yılında döndü ve ilkokula başladı. 1920-1922 yılları arasında yaşanan Yunan işgali nedeniyle ilk olarak Düzce’ye, ardından Bolu’ya ve en sonunda da Hendek’e gitti. 1922 yılında doğduğu yere geri dönmesiyle Adapazarı İdadisi'nde yarıda bıraktığı eğitim hayatını devam ettirdi. 1924 yılında ailesiyle birlikte İstanbul’a taşındı.

 

İstanbul Erkek Lisesi’nde lise öğrenimine başladı fakat haşarı bir hayat yaşıyordu. Sınıfta bir öğretmenlerine yaptıkları şaka nedeniyle 41 arkadaşı ile birlikte okuldan atıldı. Bundan sonra eğitimini ise Bursa Erkek Lisesi’nde tamamladı. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde aldı. Burada Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okudu. Fakat ilk iki yılın ardından eğitimini yarıda bıraktı ve babasının isteğiyle farklı bir alana yöneldi. Ekonomi okumak için İsviçre’nin Lozan kentine gitti. Daha sonra Fransa’ya geçti ve Grenoble’de birkaç yıl boyunca hayatını devam ettirdi. Sait Faik hayatı boyunca düzenli yaşamayı öğrenemedi. Bu yüzden de babası onu İstanbul’a geri çağırdı ve Sait Faik de dönmek zorunda kaldı.

1935 yılında Halıcıoğlu Ermeni Yetim Okulu’nda Türkçe öğretmeni olarak görev yapmaya başladı fakat bu durum da yalnızca bir eğitim dönemi kadar sürebildi. Öğrenciler üzerinde hakimiyet kuramaması nedeniyle bir tartışma çıktı ve Sait Faik okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Daha sonra babasının desteklemesiyle ticaret işine başladı fakat kısa bir süre sonra başarısızlığa uğradı.

1930’ların ortasından 1940 yılına kadar edebiyat camiasında ismini duyurmaya ve öne çıkmaya başladı. Bu yıllarda Ağaç, Servet-i Fünun, Ses, Uyanış ve Varlık gibi dergilerde hikayeleri yayımlandı.

1939 yılında Sarnıç, 1940 yılında ise Şahmeran kitapları yayımlandı. Fakat başarısına gölge düşmesi uzun sürmedi. Şahmeran kitabında yazdığı Çelme öyküsü nedeniyle Askeri Mahkeme’de "İnsanları askerlikten soğutmak" suçu ile yargılandı. Bu öykü 1937 yılında Kurun gazetesinde, 1940 yılında ise Varlık dergisinde yayımlanmıştı. Dava sonucunda ceza almasa da bu durum Sait Faik’in yazın hayatına ara vermesine neden oldu.

1940-1948 yılları arasında Yürüyüş, Büyük Doğu, İnkılapçı Gençlik ve Servet-i Fünun gibi dergilerde birkaç öyküsü yayımlandı. Bu dönemde bir ay süreyle mahkeme muhabirliği de yaptı. 1942 yılında Haber-Akşam Postası gazetesi için 28 tane mahkeme röportajı yazdı. Daha sonra 1956 yılında Abasıyanık’ın bu kısa dönemli çalışmaları Varlık Yayınları Tarafından Mahkeme ismi ile kitap haline getirilip yayımlandı.

1948 yılında siroz hastalığı teşhisi konuldu. Hastalığı 1947 yılında ilk belirtilerini göstermişti fakat içkiyi kesip yemesine dikkat ederek bunu atlatmaya çalıştı. Hastalığının ilerlediğini fark edince doktor kontrolünde olmasına rağmen 1951 yılında tedavi için Fransa’ya gitti. Fakat hastanede yatması gerektiğini öğrenince İstanbul’dan uzakta ölmek korkusuyla geri döndü.

Hastalığının nüks ettiği yıl aslında Sait Faik’in kariyerinin en verimli olduğu zamanlardı. O yıl Havada Bulut, Kumpanya ve Havuz Başı olmak üzere üç kitabı basıldı. Çalışmaları ve edebiyata sağladığı katkılar sebebiyle Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Mark Twain Derneği 1953 yılında Sait Faik’e, daha önce ülkede sadece Mustafa Kemal Atatürk’e verilmiş olan onur üyeliği verildi.

Aynı yıl tekrar Paris’e gitmek için pasaport aldı fakat ömrü buna yetmedi. 11 Mayıs 1954 yılında hayata gözlerini yumdu.

“Şu ömrü mevsimlere benzetenler iyi etmişler doğrusu. Herkesin bir ilkbaharı, bir yazı, güzü, kışı oluyor işte.”

Sait Faik Abasıyanık

Sait Faik Abasıyanık ve Öykücülüğü

Sait Faik, bireyin iç dünyasına açılan öykü türünün öncülerindendir. Yazarlık hayatı, işlediği temalar ve yazım dili olarak birinci, ikinci ve son dönem olarak üçe ayrılır

Birinci dönem, hayatının 1936 yılından 1948 yılına kadar olan kısmını kapsar. Semaver, Sarnıç ve Şahmerdan kitaplarını bu dönemde yazmıştır. Abasıyanık, insan sevgisi temasını tüm hikayelerinde işler. Genellikle geçmiş zamanı yazar. Açık ve anlaşılır bir anlatım dili kullanır. Eserlerinde siyaset ve ekonomiden uzak; sıradan, mutlu insanları anlatmıştır. Zenginleri yermiş, emekçi çalışanları yüceltmiştir.

İkinci dönem, 1948 yılında basılan Lüzumsuz Adam kitabıyla başlar. 1952 yılında Son Kuşlar kitabının yayımlanmasına kadar devam eder. Bu dönemde insan sevgisi teması umutsuzluğa, umursamazlığa ve insan korkusuna evrilir. Artık hikayeleri şimdiki zamanda geçmeye başlar ve daha şiirsel bir dil kullanır. Sait Faik yazın hayatını ikinci döneminde öykülerini “özgür hikaye” anlayışıyla yazar. Devrik cümle kullanımını artırmaya başlar. Anlatımında günlük konuşma dilinden ve argo sözcüklerden yararlanır. Nurullah Ataç’tan ilham alarak yazılarında “ve” bağlacını kullanmamaya özen gösterir.

Son dönem, Alemdağ’da Var Bir Yılan kitabıyla başlar. Abasıyanık bu dönemde sürrealist yazar kimliğine bürünerek gerçekçi yazar kimliğinden sıyrılmıştır. Yeni biçimler dener ve konulara farklı açılardan bakmaya çalışır. Artık duygularını ve olayları daha açık yazmaya ve aktarmaya başlamıştır.

“Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor.”

Sait Faik Abasıyanık

İlkleri

İlk öyküsü 1926 yılında yazdığı İpekli Mendil’dir.

İlk yayımlanan çalışması 1929 yılında Milliyet gazetesinde çıkan Uçurtmalar yazısıdır.

İlk kitabı ise babasının maddi desteği ile 1936 yılında basılan Semaver’dir.

İlk romanı 1944 yılında yayımlanan Medarı Maişet Motoru’dur.

İlk şiiri 1932 yılında Mektep dergisinde yayımlanan Hamal’dır.

İlk şiir kitabı ise 1953 yılında basılan Şimdi Sevişme Vakti’dir.

İlk çevirisi Georges Simenon isimli yazarın Yaşamak Hırsı adlı kitabıdır.

Basılan ilk röportaj kitabı 1956 yılında yayımlanan Mahkeme Kapısı’dır.

Adına Yapılanlar

Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı

1955 yılından itibaren her yıl yazar adına, Sait Faik’in annesi Makbule Abasıyanık tarafından düzenlenen “Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı” verilmeye başlandı. Bu ödül Türk edebiyat dünyasının en büyük ödüllerinden biri haline geldi. Daha sonra 1964 yılından itibaren Darüşşafaka Cemiyeti bu görevi üstlendi ve ödüllerin devamlılığını sağladı. 2012 yılından bu yana Türkiye İş Bankası bu ödülün verilmesine öncülük ediyor. Her yıl ölüm yıl dönümü olan 11 Mayıs tarihinden sonraki ilk pazar günü Burgazada'da Sait Faik’i anma töreni düzenleniyor ve hikaye armağanı da bu tören sırasında veriliyor.

Sait Faik Abasıyanık Müzesi

Abasıyanık’ın Burgazada’da bulunan evi, 1959 yılında müzeye dönüştürüldü ve ziyaretçilere açıldı. Müzede yazarın eşyaları, mektupları, fotoğrafları ve birçok hatırası bulunuyor. Müze 1964 yılından bu yana Darüşşafaka Cemiyeti’nin sorumluluğunda bulunuyor ve ziyaretçi kabul etmeye devam ediyor. Sait Faik’in vasiyeti üzerine müzeye ücretsiz erişim sağlanıyor. Müzenin web sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

Film-Tiyatro

Sait Faik’in Medarı Maişet Motoru romanı, Ağlayan Melek ismi ile 1970 yılında filme uyarlandı. Başrollerini Türkan Şoray ve Ekrem Bora paylaştı. Daha sonra Savaş Dinçel, yazarın yaşamını anlatan Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye isimli bir oyun yazdı ve bu oyun ilk defa 1993 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sergilendi. Ayfer Tunç’un, yazarın öykülerinden esinlenerek Havada Bulut adıyla yazdığı senaryo 2003 yılında filme çekildi ve TRT’de yayınlandı.

Sait Faik Abasıyanık, tüm hayatı boyunca ne bir yere ne de bir kişiye bağlı kalamadı. Bu durum uzun romanlarda başarılı olamadığı yazarlık hayatına da yansıdı. Fakat onun karışık yaşamı öykülerinde ilham oldu ve başarısızlıklarla dolu hayatında onu Türk edebiyatında hatırı sayılır yazarlar arasına çıkardı.

“Ben böyleyim işte. Kederimi unutmak için sanki kedersizmişim gibi yaparım.

Sait Faik Abasıyanık

Kaynaklar:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Sait_Faik_Abas%C4%B1yan%C4%B1k

http://saitfaikmuzesi.org/

 

 

 


BENZER YAZILAR

Peyami Safa’nın Server Bedi Külliyatı: Kartal İhsan

Peyami Safa’nın Server Bedi adıyla yayınladığı Kartal İhsan öyküleri incelenecek.

Uygarlığın Huzursuzluğu

Sigmund Freud'un "Uygarlığın Huzursuzluğu" kitabından yola çıkarak düzene ve insanların iç dünyasına bir bakış.


Paylaş