Haziran ayında kaybettiğimiz şair ve yazarlarımızın yaşamlarındaki pek bilinmeyen ve ilginç bilgilere kısa bir bakış atarak onları anıyoruz.

Ahmet Haşim (1887- 4 Haziran 1933)

1887 tarihinde Bağdat’ta doğan ve edebiyatımızdaki Fecr-i Ati akımının öncülerinden olan şair, bütün yaşamı boyunca çirkinlik kompleksi içinde yaşadı. Bağdat’ta doğduğundan ana dil olarak Arapça konuşan Haşim, daha sonra babasının işi dolayısıyla İstanbul’a geldiklerinde Türkçe öğrendi. Bu yüzden zaman zaman aksayan dilinden dolayı okulda kendisine Arap Haşim denildi ve bu durum onun insanlardan uzaklaşmasına neden oldu.

8 yaşında, adeta en yakın arkadaşı olarak gördüğü annesini kaybetmesi, onu iç dünyasına yönelten bir diğer önemli olaydır. Bütün bunlara şairin dış görünüşünü hiç beğenmemesi de eklenince sosyal anksiyete problemi baş gösterdi.

Yakup Kadri’nin şu sözleri, Haşim’in görüntüsüne duyduğu nefretin boyutunu gösteriyor: “Kendisinin son derece çirkin bir adam olduğunu zannediyordu ve bu zan, ona, ilk gençlik çağlarından son gençlik demine kadar hayatı zehreden tasalardan biri olmuştur. Bir gün demişti ki: "Mon cher, dün gece, bu suratımın hali uykumu kaçırdı. Onu şöyle hayalimde tashih edeyim dedim. Mesela alnımı daha muntazam bir şekle soktum. Kafamı lepiska saçlarla örttüm. Yanağımdaki Halep çıbanını hazfettim. Ağzımı ufalttım, çenemi incelttim. Gene bir şeye benzemedi. Anladım ki, bu kafayı kökünden söküp atmaktan başka çare yok.”

Dış görünüşünden dolayı kimsenin kendisini beğenmeyeceğini düşünüp hep evlilikten uzak durdu. Ömrünün sonlarına doğru, Güzin diye seslendiği Zarife Özgünlü ile evlense de evliliklerinin üstünden 18 gün geçtikten sonra vefat etti.  

Peyami Safa (2 Nisan1889-15 Haziran 1961)

Server Bedia Hanım ve İsmail Safa’nın oğlu olarak dünyaya gelen yazarın ismi, şair Tevfik Fikret tarafından kondu. Babasını bir buçuk yaşlarındayken kaybettiği için maddi sıkıntılar içinde büyüyen yazar, hayatı boyunca çeşitli takma adlarla yazılar yazdı. En çok bilinen ve Cingöz Recai gibi ününün artmasında etkili olan eserlerini yazdığı takma adlardan biri de annesinin isminden esinlendiği Server Bedi’dir. İlkokula giderken sağ kolunda ortaya çıkan kemik veremi hastalığı yüzünden psikolojik sıkıntı ve endişeler yaşayan yazar, bu durumu Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adla eserinde işledi. Nazım Hikmet’e ithaf edilen eserde, ayağında kemik rahatsızlığı bulunan 9 yaşındaki bir çocuğun psikolojisinin yansıtılır. Eserin başkahramanı olan çocuk aslında yazarın kendisiyle eşleşir ve bu yüzden roman, otobiyografik bir özellik taşır.  

Hayatı boyunca yaşadığı maddi zorluklar ve hastalıkların da etkisiyle psikolojik bunalımlar yaşayan Safa, son olarak oğlu İsmail Merve’nin ölümüyle sarsıldı. Bu acıya çok fazla dayanamayan Safa 4 ay sonra vefat etti.

Nazım Hikmet (15 Ocak 1902- 3 Haziran 1963)

Hayatının büyük çoğunluğu sürgünlerle, işkencelerle geçen şair ve yazar Nazım Hikmet, Moskova’dayken ABOEMDA’nın (Azerbaycan Alternatif ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Devlet Ajansı) Teknoloji Bölümü uzmanlığını yapmış olan Cengiz Ferecov’u evlatlık almıştı.

Azerbaycan’da bir yetimhanede kalan Ferecov, 10 yaşındayken 100 çocuk ile birlikte Moskova’ya götürüldü ve burada Yazarlar Birliği'nde bir şiir okudu. Okuduğu şiir, Nazım Hikmet’in “Ben Senden Önce Ölmek İsterim” şiiriydi. O sırada konferans salonunda bulunan Hikmet, çocuğa “Beni tanıyor musun” diye sordu. Hayır cevabı alması üzerine ise “Bu şiiri ben yazdım” diye cevap verdi. O sıra oğlu Mehmet’ten de ayrı bulunan Hikmet, çocuğu çok sevdi ve evlatlık aldı. Bundan sonra çocuğun yetimhanede gördüğü işkencelerle dolu hayatı geride kaldı.

Bir röportajında Zerecov’un aktardığına göre Nazım Hikmet, hapishanede gördüğü su işkencelerinden dolayı sudan nefret edermiş. Bu durumu Zerecov “Bir gün bile yıkandığını görmedim. Bu sebeple Galina ile sürekli kavga ederlerdi. Galina çok güzel ve iyi kalpli bir kadındı. Nazım Amcayı salatalık losyonuyla siler temizlerdi” sözleriyle dile getirdi.

Nazım Hikmet Ran'ın ayrıntılı biyografisine buradaki yazımızdan ulaşabilirsiniz. 

Cahit Zarifoğlu (1 Temmuz 1940- 7 Haziran 1987)

Edebiyatımızın “zarif” şairi Cahit Zarifoğlu’nun en büyük hayali pilot olmaktı. Bu yüzden Türk Hava Kurumu’nun Eskişehir’deki ücretsiz kurslarına gelerek eğitim aldı fakat kulağındaki rahatsızlıktan dolayı eğitimine devam edemedi. Yaşadığı hayal kırıklığının ardından lise eğitimine geri dönen şair, bu dönemde okuldaki derslerine uyum sağlayamadı ve içinde edebiyat dersinin de bulunduğu bazı derslerden kaldığı için liseden 3 yıl geç mezun oldu. Okul yıllarında sık sık yalnız vakit geçiren şaire, içine kapanık hallerinden dolayı “Aristo” lakabı takıldı. Sonrasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü kazanan Zarifoğlu, üniversiteden de tıpkı lisedeki gibi geç, 10 yıl sonra, mezun oldu. Mezun olduktan sonra yurtdışına giderek otostopla Avrupa’yı gezdi.

Orhan Kemal (15 Eylül 1914-2 Haziran 1970)

Ezen-ezilen, işçi-işveren konularını eserlerinde çoğunlukla işleyen Orhan Kemal’i her ne kadar birçok insan düzyazı türündeki eserleriyle tanısa da kendisi, edebiyata ilk olarak şiir yazarak giriş yaptı. 1938 yılında Niğde’de askerlik yaparken “Maksim Gorki ve Nazım Hikmet Okumak” suçundan yargılanıp Kayseri Cezaevine gönderilen yazar, önce Adana sonraysa Bursa cezaevine gönderildi ve burada Nazım Hikmet ile tanışarak hayatının dönüm noktasını yaşadı.

Oda arkadaşı Nazım’a şiirlerini okutan Kemal, Nazım’dan birçok olumsuz eleştiri aldı. Nazım, ona -örnek olması için- kendisinin yazdığı “Onlar ki toprakta karınca/ Suda Balık/ Havada kuş kadar çokturlar/ Korkak, cesur, cahil, hâkim ve çocukturlar/ Ve kahreden, yaratan ki onlardır” dizelerini okudu. Bunun üzerine Kemal’in çok etkilendiğini görünce ona hocalık yapma teklifinde bulundu. Bir gün tesadüf eseri Orhan Kemal’in yazdığı bir hikâyeyi okuyan Nazım, yazıyı çok beğendi ve Kemal’e: Siz düzyazı yazın, düzyazı” tavsiyesinde bulundu. Bunun üzerine hayatı boyunca birçok başarılı hikâye ve roman yazan Orhan Kemal şairlikten yazarlığa geçiş yaptı.

Ahmed Arif (21 Nisan 1927- 2 Haziran 1991)

Hayatı boyunca siyasi görüşü nedeniyle hapislere düşmüş, işkenceler görmüş olan ve "yalnızca halkımla övünürüm" diyen şair Ahmed Arif, öldüğünde arkasında yüzlerce şiir bıraktı. Küçük yaşlardan itibaren şiir yazan Arif’in şiirleri, henüz 17-18 yaşlarındayken bile büyük bir beğeni alıp dergilerde basıldı. Ne hapishane ne de başka bir engel şiir yazmasına mani olamadı. Hatta öyle ki “Ben çocukluğumdan beri gece rüyamda şiir okurum, mısra söylerim” sözleriyle rüyasında bile şiirler yazdığını dile getirmiştir. Hayattayken yayımlanan tek şiir kitabı olan “Hasretinden Prangalar Eskittim” onlarca kez basıldı ve o kadar sevildi ki düğünlerde nikah şekeri yerine dağıtıldı.

Muğlalı Katliamı olarak bilinen, Van’da 32 kişinin ölümüne ve 1 kişinin yaralanmasına neden olay üzerine yazdığı "33 Kurşun" şiirinden sonra dövülüp, bir çöplükte ölüme terkedildi. Başına gelenleri şu şekilde anlattı: “Ankara’da üniversite öğrencisiydim. Şimdi Atatürk Spor Salonu var ya, o zaman spor salonu yok, stadyum berilere kadar geliyor. Antrenman falan yapıyor çocuklar orada. Çevresi tellerle gerili. Dövdükten sonra o tellerden aşağıya attılar beni. Orada öylece kalmışım. Sabah çöpçüler gelip buluyorlar. Sokak köpekleri gelip gelip kokladılar beni. Ödüm koptu, ölü sanıp yiyecekler diye. Acıyıp oradan çıkarıyorlar. Bir taksi çağırıyorlar. “Paran var mı oğlum?” diyorlar, “Var” diyorum. Ve eve gelip bir hafta yattım.”

Yazdığı şiirler; başta Cem  Karaca, Ahmet Kaya ve Fikret Kızılok olmak üzere birçok sanatçı tarafından bestelendi.

Kaynakça

1) https://tr.wikipedia.org/wiki/Peyami_Safa

2) https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/turk-siirinin-ilhami-ele-geciren-sairi-cahit-zarifoglu/2265314

3) https://www.sabah.com.tr/kultur-sanat/2013/04/15/16-yil-boyunca-nazimin-vucuduna-su-degmedi

4) https://www.birgun.net/haber/sairin-asklari-107873

5) https://dergipark.org.tr/tr/pub/sefad/issue/42599/515046

6) https://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Kemal

7) https://www.fikriyat.com/edebiyat/2018/06/02/vataninda-garip-sairin-memleket-sevdasi-ve-bilinmeyenleri

8) https://www.insanokur.org/ahmed-arif-in-otuzuc-kursun-siirini-yazma-hikayesi/


BENZER YAZILAR

Eskiden Yasaklanmış Olan 5 Kült Kitap

Eskiden yasaklanmış olan, bugün bir kült haline gelmiş beş kitabın hikayesi.

Kafka'nın el yazmaları ve hikayesi

Bu sayfalar Franz Kafka’nın yakın dostu Max Brod’a yakılması için verdiği İbranice yazılmış el yazmaları. ⁠


Paylaş