Platon'dan, Devlet kitabından ve kitabın 7. bölümünde yer verilen mağara alegorisinden bahsettik.

“Gerçek” kavramı nedir? Neyi ifade eder? Gerçeklik diye bir şey var mıdır yahut mümkün müdür? Yoksa tüm gördüklerimiz bir yanılsamadan ibaret midir? 

Platon (Eflatun) Kimdir?

Platon adıyla bilinen ünlü düşünürün hayatıyla ilgili fazla kaynak bulunmamaktadır. 424 yılında dünyaya geldiği düşünülen Platon’un Atina ile Argina arasında doğduğu gösterilir ve aristokrat bir aileye sahip olduğu bilinir. Kaynaklarda asıl adının Aristokles olduğu yazmaktadır ve Platon isminin de sporla ilgilendiğinden dolayı “geniş omuzlu” anlamına gelmesi sebebiyle söylenen lakap olduğu bilinmektedir. Ancak lakap dahi olsa Platon tüm eserlerini bu isimle birlikte yazmıştır. Son zamanlarda yapılan araştırmalarla birlikte ise esas isminin Platon olduğu ve “en itibarlı” anlamına gelen Aristokles ismininse biyografi yazarlarının uydurması olduğu üzerine tartışmalar meydana gelmiştir.

Antik klasik Yunan filozofu, matematikçi ve batı dünyasındaki ilk yüksek öğrenim kurumu olan Atina Akademisi’nin kurucusudur. Bu akademi, günümüzdeki modern üniversitelerin ilk adımı olarak gösterilmektedir. Kendisi de hayatının sonuna kadar bu akademide eğitmenlik yapmıştır.

“Yeryüzünde barışı sağlayacak sihirli değnek analarla öğretmenlerin elindedir. Eğitim demek ruhtaki güzelliği ve mükemmelliği son mertebesine kadar geliştirmek demektir.”

Akıl hocası Sokrates ve öğrencisi Aristotales’le birlikte bilim ve batı felsefesinin temelini atmıştır. Sadece felsefe ve bilim tarihinde değil, Hristiyanlık ve İslam gibi birçok din üzerinde de derin tartışmalara yol açmış olan Platon, hocası Sokrates ve öğrencisi Aristotales’le birlikte felsefe tarihinin en önemli isimlerindendir.  Platon, Sokrates’ten edindiği ilhamla birlikte ahlakçı olarak kalmış ve teorilerini etik görüşlerle geliştirmiştir. Platon’a göre felsefenin ana sebebi, insanlığın mutluluğu ve yetkin bir hayatın teminidir. Yetkin bir hayat ise ancak erdemli bir yaşamla elde edilir. Platon’a göre dört ana erdem şu şekilde sıralanır;

İdareciler için “Bilgelik”

Koruyucu kesim için “Cesaret ve yiğitlik”

Üreten kesim için “Ölçülülük”

Bütün sınıflar için “Adalet”

Platon’un Devlet Kitabı

Devlet kitabı, Platon’un en önemli ve günümüzde bile hala çokça tartışılan eserlerinden birisidir. Kitap Platon’un diğer eserlerinde de sıkça karşılaşıldığı üzere diyaloglardan, karakterlerin sohbetlerinden oluşur. Sohbet eden kişilerden birisi Platon’un akıl hocası olan büyük filozof Sokrates’tir. Ancak Sokrates bu kitapta yalnızca Platon’un kurgu karakterlerinden birini temsil etmektedir.

Sokrates bu kitapta devlet yönetiminin gemiye kaptanlık etmeye benzediğinden bahseder. Yani Sokrates’in ideal devletinde devlet yönetimi teknik bir iştir. Gemiyi sürmek için teknik bir bilgiye sahip olunması gerektiği gibi, devlet yönetiminde de adil bir teknik ve felsefi bilgiye sahip olunması gerekir ve bu sebepte yöneticiler halktan ayrılır. Bu düşünce günümüz demokrasi sistemine taban tabana zıttır. Ancak bu ideal devlet düzeni elbette günümüzdeki temsili demokrasiye değil, Atina’daki doğrudan demokrasiye tepki olarak inşa edilmiştir.

Platon’un Atina demokrasisinden hoşlanmamasının en büyük sebebi, gençleri yozlaştırdığı düşüncesiyle Atina demokrasisi tarafından akıl hocası Sokrates’in ölüme mahkum edilmesidir. Bu durumdan oldukça etkilenen Platon için devlet yönetimini “iştahı doğrultusunda hareket eden halk kalabalığına değil, akıl doğrultusunda hareket eden kral filozoflara” bırakmak gereklidir.

Platon’un 2400 yıl önce yazmış olduğu siyaset felsefesinin başyapıtı olan bu kitap kendi içinde 10 bölümden oluşmaktadır. Bu yazıda kitabın 7. bölümünde yer verilen mağara alegorisinden bahsedeceğiz.

Mağara Alegorisi

Felsefe tarihinin en önemli düşünürlerinden biri olan Platon; yaklaşık 2400 sene önce gerçeklik kavramı hakkında bilinenleri sarsacak ve hayatın anlamını sorgulatacak meşhur Mağara alegorisini, adalet, gerçeklik ve güzellik kavramlarını inceleyerek ideal bir toplum hayalini canlandırdığı “Devlet” adlı eserinin yedinci kitabında geliştirmiştir. Mağara alegorisi Sokrates’in ağzından ortaya çıkmıştır ve Antik Çağ felsefesinin en önemli alegorilerinden birisidir.

Mağara alegorisine göre bir grup insan, ömürleri boyunca karanlık bir mağarada elleri ve ayakları, etraflarını göremeyip yalnızca önlerinde bulunan duvara bakabilecek pozisyonda bağlı bir şekilde hapsedilmiştir. Doğdukları andan itibaren hayatlarını bu sistem altında yaşayan insanların görebildikleri tek şey mağaraya ışığı sızan ateşin önünden geçen insanların, hayvanların veya nesnelerin gölgeleri; duyabildikleri ise yine bu insanların veya hayvanların seslerinin yankılarıdır.

Hayatları, görüp duydukları bu gölge ve seslerin gerçekliğine inanmakla geçiyor. Bu noktada Platon’un geliştirdiği varsayıma göre, içeride bağlı bulunan mahkumlardan bir tanesi prangalarından kurtulmuş ve mağarada serbest şekilde dolaşmaya başlamıştır. Başlangıçta ateşin ışığından gözleri kamaşsa da sonrasında yavaş yavaş gerçek sandığı gölgelerin kaynağını görerek bunların tamamen bir yansımadan ibaret olduğunun farkına varmıştır. Ardından mağarayı terk edip dış dünyanın gerçekleriyle karşılaştığında gördüklerini anlatmak üzere mağaradaki arkadaşlarının yanına gelip her şeyin bir yanılsamadan ibaret olduğunu anlatmıştır fakat arkadaşları, görüp duyduklarından başka bir gerçek olduğuna inanmamışlardır. Hatta diğer mahkumlar bu farklılığı tamamen reddedip, kendisinin aptal ve kör olduğunu iddia ederek serbest bırakılma eylemine şiddetle karşı çıkmışlardır.

Platon mağara alegorisinde kusurlu ve eksik durumda olan mağarayı toplumla, mağaradaki mahkumları toplumun herhangi bir bireyiyle, zincirleri toplum kurallarıyla ve duvara yansıyan gölgeleri toplumda kabul gören doğrularla bağdaştırır; hakikatin peşine düşen ve arkadaşlarını aydınlatmaya çalışıp dışlanan bireyi ise dönemin filozofları ve sorgulayıp doğruyu arayan insanlarla.

Platon’un 2400 önce kurguladığı mağara alegorisi, evrensel ve zamansız metaforlardan birisidir. Bu alegoriyle birlikte Platon; sürü psikolojisiyle özgürlükten uzak ve toplum tarafından belirlenmiş doğruların çizgisinde, kendi algı mağaralarında yaşayan insanları anlatmayı hedefler. Prangalarından kurtulmuş ve hakikatin peşinde koşan kişinin aydınlatmayı hedeflediği bu insanlara ulaşabilmesi oldukça güç olacaktır. İnsanlar alışkanlıklarına bağlı varlıklardır ve bu durumda gerçeklerle yüzleşmek cesaret ister. Bu insanları zincirlerinden kurtarmak bir noktada mümkün olabilmekle birlikte; yeni düzene adapte olma sürecinde karşılaşılabilecek zorlukların sonucunda muhtemelen konfor alanına olan bağlılıklarına yenik düşüp, özgürlükleri ellerinde olsa bile prangalarından kurtulmuş vaziyette alışık oldukları mağaradaki yaşantılarına geri döneceklerdir.


BENZER YAZILAR

Pygmalion ve Galatea: Mitolojiden Sahneye Epik Bir Nostalji

Zamana meydan okumuş, farklı senaryolarda kendine yüzyıllardır yer edinmiş, Antik Yunan'dan Londra'ya uzanan ilk yolculuğu ile romantik bir trajedi.

Edebiyat Festivalleri: Hay Festivali

30 yılı aşkın süredir düzenlenen, Birleşik Krallık’ın en büyük festivallerinden biri olan Hay Festivali ve tarihçesi.


Paylaş