Aşkın sınır tanımadığını, engellenemeyeceğini anlatan dört muhteşem film: "Call Me By Your Name", "Disobedience", "And Then We Danced" ve "Portrait Of A Lady On Fire" filmlerine yakından bakalım. #AşağıBakmayacağız

Aşkın tanımını yapmak da aşka sınırlar çizmek de mümkün değildir. Çünkü aşk, sorgulanması mümkün olmayan ve engellenemeyecek bir duygudur. Bu eşsiz duyguyu anlatan ve kafamızı yerden kaldırıp gökyüzünün rengarenk dalgalarına bakmamızı sağlayan pek çok başarılı film bulunmaktadır. Bunların arasından özgün senaryoları ve muhteşem anlatımları ile öne çıkan dört filmi ise sizler için derledik.

Call Me By Your Name (Beni Adınla Çağır)

2017 yılında vizyona giren ve IMDB puanı 7.9 olan bu unutulmaz filmin yönetmen koltuğunda Luca Guadagnino’yu görmekteyiz. Senaristliğini James Ivory’nin üstlendiği bu enfes film André Aciman’ın aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarlanmıştır. Başrollerinde son zamanlarda pek çok yapımda karşımıza çıkan ve başarısıyla kendisinden sıklıkla söz ettiren Timothée Chalamet ve Armie Hammer’ı görmekteyiz.

Filmin Konusu

1983 yazında 17 yaşındaki Elio, felsefe profesörü olan babası ve çevirmen annesi ile İtalya’nın sakin bir kasabasında tatil yapmakta ve klasik müzik ve kitaplarla iç içe bir ortamda vakit geçirmektedir. Elio, ailesinin de olumlu etkileri ile kendisini oldukça geliştirmiş, kültürel yönü ve entelektüel birikimi ile öne çıkan bir gençtir. O yaz doktorasına devam etmekte olan Amerikalı bir genç bu ailenin evine Elio’nun babası ile çalışmak için yaz stajyeri olarak gelir.

Onu odasından eden bu adamı Elio başlarda pek sevmez. Çünkü aynı şekilde Oliver da Elio’yu görmezden gelen bir kişiliğe sahiptir. Zamanla birbirlerini kabullenen bu ikili birlikte vakit geçirmeye başlar. Bu vakitler ikisi için de oldukça özel olsa da Elio’nun kendini keşfetme sürecinde çok önemli bir yere sahip olacaktır. Elio, Oliver sayesinde gerçek aşkın nasıl hissettirmesi gerektiğini öğrenecektir.

Bir yanda Elio ve Oliver arasındaki aşk ve tutkulu ilişki, öte yanda yaz serinliği eşliğindeki İtalya’nın doğal ve huzurlu ortamı ile film pek çok duyguyu bir anda yaşatan etkili bir havaya sahip nadir filmler arasındadır.

Disobedience (İtaatsizlik)

2017 yılında vizyona giren bu özgün filmin yönetmen ve senarist koltuğunda Sebastián Lelio’yu görmekteyiz. “Güç” gibi oldukça başarılı kitapları ile öne çıkan Naomi Alderman’ın aynı adlı romanından uyarlanan “Disobedience”ın IMDB Puanı ise 6.6. Filmin başrollerinde ise “The Lobster” ve “The Light Between Oceans” filmlerinden tanıdığımız yetenekli oyuncu Rachel Weisz ile “The Notebook” ve “About Time” gibi unutulmaz filmlerin başrollerinden Rachel McAdams bulunmakta.

Filmin Konusu

Londra’dan ayrılıp uzun yıllar boyunca New York’ta yaşayan ve fotoğrafçılık yapan Ronit Krushka, Ortodoks Yahudi topluluğunda hahamlık yapan babasının vefat haberini almasıyla birlikte Londra’ya döner.  Ronit’nin geride bıraktığı ailesi oldukça muhafazakâr bir yaşama sahiptir. Böyle bir ortamda ise çocukluk arkadaşı Esti ile yeniden karşılaşır Ronit.

Esti de bir haham ile evlenmiş ve oldukça kapalı bir hayatta, kendisini bulunduğu yere ait hissedemeden yaşamını sürdürmektedir. Film boyunca Esti ile Ronit’e dair ufak ipuçları alırız. Birbirlerine söylediklerinden veya bakışlarından, davranışlarından… Yarım bırakılan bir hikâye Ronit’in Londra’ya geri dönüşü ile devam eder. İki kadın arasındaki aşk Yahudilik dininin sert koşulları altında birtakım mücadeleleri de peşinde getirecektir.

And Then We Danced (Ve Sonra Dans Ettik)

İsveç’in 2019 Oscar aday adayı olan bu muhteşem filmin IMDB Puanı 7.7’dir. Yönetmenliğini ve senaristliğini Levan Akin’in üstlendiği “And Then We Danced” İsveç-Gürcistan ortak yapımı olarak vizyona girmiştir. Dansı, aşkı, tutkuyu akıllara kazınan pek çok başarılı sahne ile sunan filmin başrollerinde ise Levan Gelbakhiani, Bachi Valishvili ve Ana Javakishvili bulunmaktadır. Vizyona girdiği tarihte kendisinden sıkça söz ettiren bu anlamlı film eleştirmenlerden de pek çok olumlu yorum almıştır.

Filmin Konusu

Babasının izinden gitmek isteyen ve dansa tutkuyla bağlı bir genç olan Merab, ulusal folklor grubunda bir kişilik boşluk açılacağını öğrenir ve bunun için canla başla çalışmaya başlar. Hayattaki en büyük tutkusu dans olan Merab, bir yandan da dahil olduğu topluluğa uyum sağlamakta zorlanmaktadır. Çünkü hayata cinsiyetçi, milliyetçi ve muhafazakâr bir yerden bakan Folklor topluluğunun hocaları Gürcü danslarında erkeğin baskın, sert ve maskülen olmasını bir nevi zorunlu kılmaya çalışmaktadır. Bu nedenle de Merab’ın duruşuna karşı her zaman olumsuz bir tavırları vardır.

Merab, bu çalışmalarla uğraşırken dans topluluğuna yeni biri katılır. Oldukça başarılı bir dansçı olan Irakli, seçmelerde güçlü bir aday olarak Merab’ın karşısına çıkacaktır. Merab, rekabet hırsı ile başlarda olumsuz bir şekilde Irakli’ye yaklaşsa da zamanla iki genç birbirlerine tutkuyla bağlanmaya başlarlar.

Bir yanda toplumun baskısı, içinde bulundukları dünyanın aşka sınır koymaya çalışan bakışı, öte yandaysa Merab ve Irakli arasında akan duygular filmin ana çerçevesini oluşturur. “And Then We Danced”, kendini keşfetme, kendisi olarak kalabilme ve bu zorlu dünyada var olabilme mücadelesi, her anından zevk alacağınız, her anının büyüsüne kapılacağınız özel ve anlamlı bir hikâyedir.

Portrait Of A Lady On Fire (Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi) 

2019 yılında vizyona giren ve 8.1 gibi oldukça yüksek bir IMDB puanına sahip olan bu başyapıtın yönetmen ve senarist koltuğunda Céline Sciamma’yı görmekteyiz. Filmin başrollerinde ise birbirinden başarılı iki yetenekli oyuncu Noémie Merlant ve Adèle Haenel bulunuyor.

Filmin Konusu:

Daha önce hiç görmediği bir adamla evlendirilecek olan Héloise’in annesi damat adayının kızı görmesi için portresini yaptırmak ister. Oldukça zengin olan damat adayı İtalya’da yaşamaktadır. Aynı şekilde Héloise’in kız kardeşi de görmeden, zoraki bir şekilde evlendirilmek istendiği için intihar etmiştir.

Bu olayın etkisi ile Héloise içine kapanmış, insanlardan gittikçe uzaklaşmıştır. Portresinin yapılmasını istemeyen Héloise için annesi bir ressam tutar. Bu ressam eve bir görevli gibi gelecek ve kadının resmini gizliden yapacaktır. Ressam Marianne, her gün Héloise’i derinlemesine inceler, geceleri de tüm bunları tuvaline aktarır.

Bir gün günlerdir bakışlarını üzerinde tuttuğu kadının bakışlarının da aynı şekilde onun üzerinde olduğunu fark eder. Héloise ve Marianne bu yalnız kasabada, anlaşılamadıkları dünyada birbirlerinin derinliklerine daha da yakından bakmaya ve bu derinliklerde gittikçe kaybolmaya başlarlar. Kendilerine ait küçük bir dünya kurarlar zamanla, aşkın nasıl bir duygu olduğunu deneyimlerler. 18. yüzyıl sonlarında toplumun bakışı, baskıcı yanından kaçabildikçe kaçmaya çalışır, birbirlerine sığınırlar.

Aşkın sınırlarının çizilemeyeceğini, aşkın hiçbir engeli de tanımayacağını en anlamlı biçimde yansıtan “Call Me By Your Name”, “Disobedience”, “And Then We Danced” ve “Portrait Of A Lady On Fire”, bu duyguların belki de en derin biçimde anlatıldığı filmlerden. Bu hissi bilmeyenlerin, bu hissi tanımayanların ve hiç tatmadıkları sevgiyi gayet tabii olarak anlayamayanların engelleri bahsettiğimiz filmlerde de hayatımızın en orta yerinde de açıkça görülmektedir. Fakat biz sevginin kıymetini bilenler, hayatı nasıl güzel kıldığının farkında olanlar başımız dik, gökleri, gökkuşağının birleştirici, dost kılan renklerini ve bulutların enfes güzelliklerini seyretmeye  devam edecek, hiçbir zaman #AşağıBakmayacağız.


BENZER YAZILAR

La Vie en Rose: Kaldırım Serçesi

Oscar, BAFTA ve Altın Küre ödüllü oyuncu Marion Cotillard’ın canlandırdığı ünlü Fransız şarkıcı Edith Piaf’ın sansasyonel yaşam hikayesini ele alan biyografik film.


Paylaş