Modern İran Edebiyatı’nın önde gelen isimlerinden olan ve Doğu Edebiyatı'nın Kafka’sı olarak anılan yazar.

Sadık Hidayet, kazandırdığı eserleriyle 20. yüzyıl edebiyatının önemli isimlerindendir. Yaşamına ve edebi kişiliğine bakmadan önce doğup büyüdüğü ortamın incelenmesi, fikirlerinin oluşum sürecini anlayabilmek açısından önem teşkil etmektedir.  

 “Tek korkum: Yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan.” 

Kısaca İran’da Modernleşme Dönemi 

19. yüzyıl tıpkı Türk tarihinde olduğu gibi, İran tarihinde de modernleşme alanında önemli adımların atıldığı bir dönem olmuştur. Rusya ve İngiltere’ye karşı kaybedilen topraklar, Batı’ya ayak uydurarak ülkeyi geliştirmeye çalışmak, bu dönemin başlamasına hız kazandırmıştır. Özellikle 1848-1896 yılları arasında İran’da hükümdarlık yapmış olan Nasirüddin Şah döneminde, reformcu devlet adamlarının da desteğiyle birçok önemli yenilik yapılmıştır. Önceleri hoş gözle bakılmayan müzik, bu dönemde önemli bir konuma yükselmiştir. Darü’l Fünun açılmış ve burada ders vermeleri için Avrupa’dan öğretmenler getirtilmiştir. Yine Batı kültürünü tanımaları amacıyla, gençler eğitim almaları için Avrupa’ya gönderilmiştir.

Vergi sisteminde yapılan reformlarla bütçe dengelenmiş, din adamlarının yetkisi sınırlandırılmış ve ülkede bunlar gibi birçok reform hareketi gerçekleştirilmiştir. Fakat uygulanan bu politikalar herkes tarafından hoş karşılanmamış ve Nasirüddin Şah bir suikast sonucu öldürülmüştür. Sonrasında ülkede karışık bir ortam meydana gelmiştir: Bir yanda modernleşmenin, bir yanda eskinin savunucuları…  

Sadık Hidayet’in Yaşamı 

Aristokrat bir aileye mensup olan Sadık Hidayet 1903 yılında, İran'ın böyle bir ortamında, Tahran’da dünyaya geldi. 13 yaşlarındayken geçirdiği göz enfeksiyonu nedeniyle eğitim hayatına yaklaşık 1 yıl ara vermek zorunda kaldı.

İlerleyen yıllarda lise eğitimini almak için İran’da bulunan St. Louis isimli Fransız Lisesi’ne gitti. Lise’den mezun olduktan sonra modernleşme hareketleri kapsamında Avrupa’ya gönderilen gençlerden biri oldu. 1925 yılında önce Belçika’ya ardından da Fransa’ya gitti. İlk önceleri diş hekimliğine ilgi duysa da daha sonra inşaat mühendisliği bölümünü okumaya karar verdi. Avrupa’da yalnız eğitim alanında araştırmalar yapmakla kalmadı, Avrupa’daki önemli aydınlarla tanıştı. Bu sayede edebiyat ve tarihe de ilgisi iyice artan Hidayet’in, yavaş yavaş varoluşçuluk üzerindeki fikirlerinin temeli atılmaya başlandı.

1928 yılında Fransa’da iken ilk intihar girişiminde bulundu fakat başarılı olamadı. Paris’te bulunduğu yıllarda ilk hikayelerini kaleme aldı. Sonrasındaysa kendisini tamamen edebiyata adadı ve okulunu yarıda bırakarak ülkesine geri döndü. İş bulma sürecinde ailesinin nüfuzu kendisine yardımcı olabilecekken kendi çabalarıyla bir yere gelmek istediğinden bunu kullanmadı.  

İran’da bir süre Bank Melli adıyla bilinen İran Milli Bankası’nda çalıştı. Yine bu dönemlerde kendisi gibi Batı edebiyatıyla ilgili olan arkadaşları Büzürg-i Alevi, Mücteba Minovi ve Mesud-i Ferzad ile birlikte “Dörtler (Reb’a)” isimli bir edebi topluluk kurdu. Bu topluğun temel amacı, Batı Edebiyatı’nı ve düşünce tarzını halka benimsetebilmek ve onlara modern bir şekilde hitap edebilmekti.

1936 yılında İran tarihi hakkında detaylı bilgiye sahip olabilmek için Hindistan’ın Bombay şehrine giderek Sasaniler zamanında konuşulan Pehlevi dilini öğrendi. Buradayken ayrıca Budizm’e olan ilgisi arttı ve bu dini inceleyerek Buda’nın bazı yazılarını da Farsça’ya çevirdi. Yine bu dönemde en ünlü eseri olan “Kör Baykuş’u (The Blind Owl)” yazarak yakın arkadaşı Mohammed Ali Jamalzadeh’e -Farsça kısa öykü türünün babası olarak tanınır- bir kopyasını gönderdi.  

1937 yılında İran’a döndü. Bu dönemlerde müzik üzerine çalışmalar yürüten belli kuruluşlarda yer aldı. 1938 yılında İdare-i Musiki-i Kişver’de sekreter oldu. Ayrıca Mecelle Musiki dergisinde yayın editörü olarak da çalıştı.  

Toplumsal Baskının Sürüklediği Psikolojik Bunalım 

1941-1947 yılları arasında ülkede artan sosyo-politik problemler, Sadık Hidayet’i eleştiri yazıları yazmaya itti. Bu eleştirilerin hedefi çoğunlukla monarşi ve ruhban sınıfıydı çünkü halkın körlüğü ve sorgulamamasının; bu iki sınıfın, bulunduğu konumları kendi çıkarlarınca kullanmalarına olanak sağlayarak İran’ın gerilemesine neden olduğunu düşünüyordu. Ayrıca bu dönemlerde çevresine de yabancılaşmıştı çünkü arkadaşları komünist bir parti olan ve sol ideolojiyi savunan Tudeh Partisi’nin savunucularındandı.  

Zaman içinde Sadık Hidayet’in eleştiri okları bu tarafa yönelince de kaçınılmaz olarak arkadaşlarıyla arası açılmıştı. 1941 yılında, İkinci Dünya Savaşı döneminde, savaş İran’a da sıçrayınca ülkede olumlu gelişmeler olacağını düşünüp ümitlense de savaş sonunda bu ümitlerinin boşa çıktığını görmek onu iyice depresif bir ruh haline bürüdü. İşte böyle bir yalnızlık ve bunalım hali içinde Paris’e gitti ve burada, evinde hava gazı ile intihar etti. Yayımlanmamış eserlerini ise ölmeden önce yaktı.

En yakın arkadaşlarından Bozorg Alevi onun ölümünü “Paris'te günlerce, hava gazlı bir apartman aradı, Championnet caddesinde buldu aradığını. 9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, güzelce tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerin kalıntıları, yanı başında yerde duruyordu"1 sözleriyle ifade eder. Kör Baykuş kitabının son sözündeyse “Ölümünden az önce bir hikaye taslağı kaleme almıştı, şuydu konu: Annesi, “Salgı salamaz ol!” diye beddua eder yavru örümceğe. Küçük örümcek ağ yapamayınca ölüme kurban gider.-Hidayet’in hayat hikayesi miydi bu?”2 ifadeleriyle Hidayet’in ölümünden önceki zamanlarda içinde bulunduğu melankolik ve yalnızlaşmış atmosferi anlatıyor. 

Sadık Hidayet’in mezarı Yılmaz Güney’in de yattığı Pere-Lachaise mezarlığında bulunmaktadır.  

Sadık Hidayet'in Ölümü Sonrası

Yaşamının büyük çoğunluğunu İran’ın modernleşmesi ve gelişmesi için çalışmalar yürüterek geçiren, yaptığı çalışmalar sayesinde Çağdaş Edebiyata Farsça’yı da sokan Sadık Hidayet’in eserleri, günümüzde İran’da yasaklıdır. İlk olarak 2005 yılında “Kör Baykuş” ve ruhban sınıfının yaygınlaşmasını eleştirdiği eseri “Hacı Ağa”, 18. Uluslararası Tahran Kitap Fuarı’nda yasaklanmıştır. 2006 yılındaysa tüm kitapları yasaklanmıştır. İran’a ek olarak Fransa’da da, Sadık Hidayet’in kitapları yasaklı konumundadır.  

Türkiye’de Sadık Hidayet

Sadık Hidayet Türkiye’de ilk kez “Üç Damla Kan” öyküsüyle okurla buluşmuştur. Bu öykü, Varlık dergisinin 1 Aralık 1957 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Sadık Hidayet’in Türkiye’de gerçek anlamda tanınmasındaki en büyük katkılardan birini ise Behçet Necatigil yapmıştır. İlk olarak “Sahipsiz Köpek” adlı eserini, sonrasındaysa “Kör Baykuş” romanını Türkçe’ye çevirmiştir. Milliyet Sanat Dergisi’nin 1978 yılında yayımlanan “Türkçede Çağdaş İran Edebiyatı ve Doğumunun 75. Yılında Sadık Hidayet” adlı yazısının sonundaysa “Ben, Sadık Hidayet’i Türkçe’deki iki hikayesi ve tek romanı Kör Baykuş’la sevdim. Vakti gelse de başka hikayeleri ve masalları da çevrilse, diyorum. Çünkü Hidayet, benim için, devletlerin, rejimlerin sınırları içinde edebiyatın bağımsız ve yıkılmaz cumhuriyetler olduğunu bir kez daha hatırlatmış, mutsuzluğunda ölümsüz mutluluğa erişmiş sayılı yazarlardan biri oldu”3 sözleriyle ise Hidayet’in, kendisi ve edebiyat dünyası için önemini vurgulamıştır.    

Kaynakça

1) Bidgoli, Mehrdad, “Hedayet, Sadegh” (29 September 2020) 

https://www.researchgate.net/publication/343815017_Hedayat_Sadegh 

2) Wikipedia. “Sadık Hidayet.” Son güncelleme 26 Nisan 2021. https://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%A2d%C4%B1k_Hid%C3%A2yet  

3) Aydın, Şadi, “Türkiye’de Sadık Hidayet” (10 Ekim 2018) 

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/656963  

4) TDV İslam Ansiklopedisi. 35. Cilt. “Sadık Hidayet” maddesi. İstanbul, 2008.   

5) Hidayet, Sadık. Kör Baykuş. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2001. 


BENZER YAZILAR

Genç W’nin Yeni Acıları

İnsan bütün kitapları okuyamaz, en azından bütün iyi olanları.


Paylaş