Görüntüyle hikaye anlatmak ve o hikayenin duygulara işlemesi. Sanatçının büyük arzusu: Kendi sinema dilini oluşturmak, görüntünün mucizesini kullanmak…

Bir dil öğrenmek ne kadar da zor değil mi? Günler, aylar, belki de yıllar gider uğruna… Peki, diyelim dil artık oturdu, ya ondan sonrası? O dili kullanarak karşındakine bir şeyi anlatmak, bir duyguyu hissettirmek… İşte işin asıl zorluğu burada başlıyor…  

Sinema kendine has dili olan ve bunu görüntü aracılığıyla seyircisinin duygularına işleyen bir yapıya sahip. İşin en güzel tarafı ise; onca eser ve sanatçı varken hepsinin dili benzersiz. Sinema dilini, iki taraftan ele almak gerekiyor: Eser ve muhatap.

Başlangıç, Sessiz Sinema

Bir beyaz perde, salondaki televizyon veya kucaktaki bir laptopun ekranı… Bu görüntü bağdaştırıcılarından direkt insan zihnine doğru bir yolculuk.

Sinema dili nasıl oluşturulur? Her sanatçının farklı bir dili vardır, bazıları benzer olsa da detaylardaki değişimler onları birbirinden ayırır. Sinema dili, seyircinin o an yaşadığı doruk duygulardan, kısa süreli bir geçiş sahnesine kadar her şeyi kapsar. Yönetmenin oluşturduğu mizansen, basit kamera hareketleri, dramatik yapı, karakter devamlılığı ve zihin oyunu olan kurgu. Hepsi tek bir amaca hizmet etmektedir. Görüntünün anlattığı hikayedeki dile ve bunun seyirci tarafına istenilen düzeyde geçirilmesine.

Hep dil dedik; dil genel olarak bir sözlü iletişim aracıdır ancak sinema mucizesini bir kez daha burada gösteriyor. Sessiz filmler. Sinemanın en saf hali. Tabii ki sinema dilinin anlamanın en eşsiz noktası. “Potemkin Zırhlısı”, “Metropolis” veyahut büyük usta Charlie Chaplin’in birçok eseri. Bunlar, en büyük örnekler. Sayılabilecek bir dolu örnekle birlikte bu eserlerin hepsi biz seyircilere bu mucizevi görüntü hikayeciliğinin doruklarını sunuyor.

Sinema, uzun bir süredir hikayesini karakterlerle, karakterlerin olay örgüsünü hizmetiyle veya olay örgüsünün bu karakterlere hizmetiyle anlatıyor. Doğal olarak diyaloglarla, tiradlarla, monologlarla... Tabi ki bu, bir sinema dili oluşturma konusunda hiçbir engel teşkil etmiyor. Ancak işin en derinine inildiğinde yatan bir cevher var. Sinema dili oluşturmak konusunda bir referans noktası: Sessiz filmler.

“Modern Times” üzerinden gidelim. Chaplin’in bu eseri bir amaç doğrultusunda ortaya koyulmuştur: Sistem eleştirisi. Dönemin sosyoekonomik problemleri tespit edilip görüntü hikayeciliğine yansıtılmıştır. Kendine has bir sinema diline sahip olan bu sessiz film; işin sonucunda yapmak istediği eleştiriyi yapmış, seyircisine vermek istediği mesajı vermiştir. Belki de yıllar yılıdır sinemanın yapmış olduğu en önemli eleştirel iştir. Sadece, görüntünün büyüleyici anlatımıyla yapılmıştır. Kendi sinema dilini oluşturmuş bir eser olmuştur. Bu dil, eseri zamansız bir eser haline getirmiştir.

Geliştirme Motoru ve Sanatçının Dili Oluşturma Evresi

Zihinde Başlayan İş

Sanatçı eserine kendine has bir dil ararken kafasını hep şu kurcalıyor: Hikayedeki duyguları tam anlamıyla karşı tarafa verebilmek. Tabi ki bunu başarmanın da birçok farklı yolu var. Oluşturulan, oluşturulmaya çalışılan dili bir geliştirme motoru gibi düşünelim. Bir motor üzerinde bazen kullanmayacağınız özellikler mevcut olur ya da eskiden kullandığınız ama artık kullanmayı tercih etmediğiniz veya yepyeni bir özellik eklenebilir. Sanatçı, bu aşamada en uygun ortamı hazırlamak için motorla sürekli oynar, kafa patlatır.  Bunun en temel yapıtaşı kurgu konusu.

Kurgu, sinemanın ortaya çıkışından bu yana bu sanatın en değerli yapısı olmuştur. Kurgu bir hikayenin başında, zihinde başlar. Niteliği, sanatçının zihnindekileri seyirciye aktarmaktır. Bunu yaparken de çok sevgili beyaz perdeyi kullanır. Ne bilelim? Belki de bu bir telepatidir. İki tane kuram bulunmaktadı: Biçimci ve gerçekçi.

Gerçekçi kuram adı üstünde atmosferinden de güç alarak dönemin, bir karakterin, bir olay örgüsünün seyirciye en gerçekçi şekilde anlatılması için kullanılır. Biçimci kuram ise biraz daha karmaşık. Sürekli bahsettiğimiz zihin meselesinin ortaya çıkış yeri. Bu kurgu kuramı duygulara doğrudan hitap etmektedir. Seyircinin zihnine girer, sorgulatır, doruk noktasına çıkarır, duyguları iç içe sokar, her şeyi karmakarışık yapar, düğümü çözer ve patlama. Seyirci, eşsiz bir deneyim yaşamakla birlikte bir süre daha eserin içinde yaşayacaktır. Sevgili Sergei Eisenstein, biçimci kurgunun, kuramın babası olmakla beraber her zaman bu zihin olaylarına dikkat çekip sinema dilini bununla var etmiştir. Büyük bir miras bırakmıştır sinemaya, bu aşkımıza.

Kısacası, sanatçı zihninde tohumlarını attığı hikayeyi kurgusal bir boyuta nasıl taşıyacağı konusunda çokça çaba sarf etmelidir. Bu, en zorlu aşamalardan biri olmakla beraber sanatçının kendisine has olan sinema dilinin en ayırt edici özelliğidir.

Mizansen Nedir? Mizansenin Sinema Diliyle Olan Dirsek Teması

Dille ilgili bir diğer önemli unsur mizansen. Biraz teknik gibi mi? Mizansen, teknik bir yönetmen detayından çok daha fazlası. Duygulara yönelik bir olayı da var. Sahnedeki en ufak bir dekor, örneğin bir tablo, sehpanın üzerindeki bir küllük, oyuncunun ses tonu, kullanılan plan, sahnenin rengi, kostümler ve bir sahnede aklınıza gelebilecek her şey yönetmenin yarattığı mizansendir.

İzlediğiniz o sahnedeki hiçbir şey gerçekten laf olsun diye orada değildir. Her şeyin bir anlamı vardır. Bir film her zaman gözüktüğünden daha doludur. Sinema, dopdoludur.

Mizansendeki bazı şeyler o an seyirciye geçirilmek içindir ama bazı detaylar hatta detayların da detayları bazen bilinçaltı için bazen de apayrı bir mizansen içindir. Seyircide farklı bir tat bırakan bir mevzudur bu mizansen, mizansenler. Bazen anlamaz seyirci, çözemez. Hissettiği şeyi kelimelere vuramaz. Mizansen bunu sağlamakta çok büyük rol oynar ve sinema dilinin de yapıtaşlarından biridir.

Mizansen oluşturmanın ne olduğunu anlamak konusunda en büyük referanslardan biri Stanley Kubrick’tir. “The Shining” eserinden örnekler verilebilir. Danny’nin halıda oyuncaklarıyla oynadığı sahnede halının deseni de oyuncakları da mizansenin bir parçasıdır. Tabi ki sahnenin kompozisyonu da. Filmin meşhur labirenti de bu sahnede aslında gözler önündedir. Danny, halı deseninde bir tuzağın içine sıkışmıştır. Buradan yapılan çıkarım şudur: Halının desenleri de oyuncaklar da sahnedeki müzik de kompozisyon da bir amaca hizmet etmiştir. Mizansen başarıyla kurulmuştur. Sinema dilini oluşturmaya büyük bir katkısı olmuştur. Eseri de unutulmaz bir esere çevirmiştir.

Sinemada Sanatçı ve Seyirci

Çok tartışılan bir konu var. Sinema kimin sanatıdır? Sinema, yönetmenin sanatıdır. Evet, iyi bir hikaye önemli ancak yazı diliyle görüntü dilini bağlayacak olan yönetmendir. Hazır kurulmuş bir dramatik yapıyı nerede yükseltip nerede indirmesi gerektiğini bilen, senaristin zihnindeki kurguyu başka bir boyut kazandıran yönetmendir. Bir yönetmenin ulaşabileceği en üst nokta kendine has sinema dilini oluşturduğu ve seyircinin bu dili tanıdığı durumdur. İnsanla en iç içe olan bu sanatta insanı tanımak, iyi bir gözlemci olmak ve duygudan anlamak gereklidir.

Seyirci tarafına dönersek… Seyirci, bir deneyimin peşindedir. İki saatlik bu süre zarfında bir olay örgüsüne şahit olmak, bir karakterle bütünleşmek ister. Belki de başka hiçbir sanatta olmayan bir şey çıkar ortaya. Özümseme, benimseme. Her film kendine has bir deneyim sunar. Seyirci, o deneyimden bir şeyler çıkarma peşindedir. Hayır, bu mesaj kaygısı demek değil. Demek istediğim, kurgusal bir evrende bir yolculuğa çıkmak, zihnini tamamen ona odaklamak ve doruk noktasından sonra bir süre hala o karakterle, o odanın içinde yaşamak. Seyirci, bu unsurları başarıyla hissettiği zaman hem eser sahibi hem de film hakkını bulmuş olur. Seyirciye bilmediği bir dili öğretmek. Sanatçının, ekibinin o esere verdiği aylarca süregelen emek boşa gitmemiştir. Seyirci için ise bazen bir ders, bazen yıllar sonra aklına gelip tebessüm ettirecek bir detay bazen de deneyimden bir gün sonra  heyecanla arkadaşına eseri anlatmanın haklı tatmin duygusu… İşte başarılı bir sinema dili, temel olarak bunu sağlar. Köprü, başarıyla kurulmuştur.

Toparladığımızda görüyoruz ki, film yapımı gerçekten çok meşakkatli bir iş. Teknik konulardan neredeyse hiç bahsetmedik bile. Sinemanın sadece duygularla yaptığı paslaşma bile çok büyük bir hazırlık ve emek geliştiriyor. Bir sanatçının, seyirciye maksimumunu vermesi belki de on senesini alıyor, daha uzun ya da daha kısa… Kurgusal evrendeki yoğun duygular, gerçekçilikle buluşuyor elbet. Seyircinin tavrı ve sanatçının gözlerinin içinin gülmesi gibi. Bu büyük sanatta emeği geçen herkese teşekkürü borç bilmeliyiz. Bu tutkumuzun hiç bitmemesi dileğiyle…

Son Söz Olarak,

Seyirci, zihninin doruklarındaki duygu sellerinde akıp gitmeye devam ederken sanatçı yarattığı dille müthiş bir tatmin duygusu yaşıyor. Bütün o sancılı film yapım süreci seyircinin takdiriyle, seyircinin filmle bir süre daha yaşamaya devam edecek olmasıyla paha biçilmez duygulara evriliyor. Seyirci deneyimlerin keyfini çıkarıyor. Tatmin oluyor. Başarılı bir sanat eserinin tek olmazsa olmazı; seyircinin takdiri… Başarılı bir filmin ise mucizesi: Yaratılan sinema dili.

Görüntüyü bir dil olarak kullanmak çok özel bir şey. Bir sahnenin içinde kaybolmanın tadı benzersiz. Kendi dillerini oluşturmuş sanatçılar benzersiz bir sanat mertebesine erişmişlerdir. Seyirci aşkın bitmesini istemez, umarım bu aşk asla sona ermez…

Kaynaklar:

https://www.imdb.com/title/tt0027977/

https://en.wikipedia.org/wiki/Silent_film

https://www.youtube.com/watch?v=3euNFd7-TCg

http://ilaum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/142/2015/02/ia_7_1_baski.pdf#page=79


BENZER YAZILAR

Hitchcockçu Gerilime Bakış "Kuşlar"

Anlatılanı, özü yaratacak biçimde kullanan gerilim ustası Alfred Hitchcock sinemasında insani kaygılara dayanan gerilim filmleri serimize özgür bıraktığı “Kuşlar” ile başlıyoruz…

Kuleshov Efekti ve Sovyet Montajı Nedir?

Sovyet Montajı, görüntüleri bir araya getirmenin radikal yollarını içeren bir film akımıdır ve Kuleshov Efekti montajın önemini kanıtlamaktadır.


Paylaş