Cervantes ve Modern Avrupa’nın ilk romanı Don Kişot'un incelemesi.

Yazar: Ali Baran Biberoğlu - İstanbul Medipol Üniversitesi

“Aşk bazen uçar, bazen yürürmüş; kimininki koşar, kimininki ağır ağır ilerlermiş; bazılarını hafif ısıtır, bazılarını yakarmış; birini yaralar, ötekini öldürürmüş; bir anda tutku yarışını başlatır, aynı anda bitirirmiş; sabah kuşattığı kaleyi akşamına düşürürmüş; çünkü hiçbir kuvvet aşka direnemez”

Don Kişot - Cervantes

Yel değirmenleriyle savaşan, Dünya Edebiyatı'nın hayalperest şövalyesi Don Kişot; Cervantes tarafından yazılıp günümüze kadar popülerliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Dostoyevski’nin; “İnsan düşüncesinin son ve en yüce sözcüğü” olarak tanımladığı Don Kişot, 1605 ve 1615’te iki bölüm halinde yayımlandı.

Aynı zamanda Don Kişot ismi Türkçe’ye Reşat Nuri Güntekin tarafından kazandırıldı. Dilimizde bir kavram olarak dahi kullanılan “Don Kişotluk”, TDK’da "gereği yokken kahramanlık göstermeye kalkışma durumu" anlamına gelir. Yani Don Kişot, yazarının ötesine çoktan geçmiştir diyebiliriz.

“Bütün kötü huylar, beraberinde az da olsa bir zevk getirirler, Sancho; ama kıskançlık sadece tatsızlık, hınç ve öfke getirir”

Cervantes – Don Kişot

Miguel de Cervantes Kimdir?

Miguel de Cervantes İspanya’da, 7 çocuklu bir ailenin ferdi olarak dünyaya geldi. Babası doktordu aynı zamanda berberlik de yapıyordu. Çocukluğunda ve ilerleyen zamanlarında birçok maddi sıkıntı ve zorlukla yüzleşen Cervantes için hayatını büyük bir mücadele içinde geçirdiğini söylemek pek de yanlış sayılmaz. Eğitimi bu sebepler neticesinde bir süre yarım kalmış olsa da, Madrid’de üniversite hayatına devam etti. Rotterdamlı Erasmus'un öğrencisinin, öğrencisi olarak hümanizmle tanıştı ve bu akımdan çokça etkilendi. Eserlerinde de bolca bu akımın etkilerini görebiliriz.

Bir aşk meselesi olduğu söylenen olay sonucu, Cervantes’in birini yaraladığına dair suçlanmasıyla, İspanya’yı terkederek İtalya’ya gitti. Bu süreçte Osmanlı Devleti'ne karşı savaşan Haçlı Ordusu’na girdi ve cephede savaşti. İnebahtı Savaşı'nda sol kolundan büyük bir yara alan Cervantes, bir müddet tedavi edilmeye çalışılmış olsa da tedavisi başarılı olmadı ve sol kolunu bir daha kullanamadı.

Bu durumdan tam bir yıl sonra tekrar orduya katılan Cervantes, Türklere esir düştü. Esaret sonucu tam 5 yıl Cezayir’de esir hayatı yaşadığı söylenmekte. Hatta bazı kaynaklara göre o dönem İstanbul’a gelerek Kılıç Ali Paşa Camii’nin yapımında da çalıştığı söyleniyor.

Sonrasında fidyesi ödenen Cervantes esir hayatından kurtulup ülkesi İspanya’ya geri döndü ve özgürlüğüne kavuştu. Bu özgürlük onun için hayatını ve başyapıtı Don Kişot’u da etkileyen bir kavram oldu.

Türk – Cervantes etkileşimi Don Kişot’a da fazlasıyla yansımıştır. Kitapta bir çok Türk ismi, Türk analizleri görmek mümkündür.

Ülkesinde memur hayatına başlayan Cervantes’in özgürlüğü o kadar da uzun sürmedi. Yaşadığı bir sorun onu hapishaneye düşürdü. Büyük eseri Don Kişot’u da bu hapishanede yazdığı söylentiler arasında. Hapishane sonrası, 1605 yılında Don Kişot eseri yayınlanan Cervantes eserinin ikinci cildini tam 10 sene sonra çıkarttı. Bu dönemde birçok sahte Cervantes türeyip, ikinci cildi yazmaya çalıştığı için Cervantes'in Don Kişot'un ikinci cildini yazdığı söylenebilir. İkinci ciltte daha akıllanmış, daha ayakları yere basan bir Don Kişot vardır. 

“İnsanları arzu ve iradelerine karşı hareket etmeye zorlamaktan daha çirkin bir şey olamaz” 

Don Kişot- Cervantes

Don Kişot : Pikareks Roman, Modern Roman, İdealizm ve Realizm

Rönesans döneminde yazılan Don Kişot'u edebiyatta bu kadar önemli kılan özellik, roman kavramına farklı bir tür katmış olmasıdır. Kendinden önce yazılmış düz yazılarda, duyguların işlendiği pastoral romanslar veya kahramanlık hikayelerinin anlatıldığı şövalye romansları vardı. Rönesans zamanında ise halktan kişiler kitaplara kahraman olmaya başladı ve romanlar daha geniş bir kesimi anlatmaya başladı. İşsiz insanların romanlara konu olması roman türünün ismini de etkiledi ve İspanyolca'da pikaro yani "serseri, vasıfsız" anlamına gelen kelime “pikareks” roman türünün adı oldu. Don Kişot'ta pikareks romandan çağdaş romana geçişin bir örneği, hatta Avrupa'da yazılmış ilk modern roman örneği olarak kabul edilmektedir.

Diğer bir yandan kitap modern bir anlatı olmasını, idealizm ve realizm çatışmasına borçludur da diyebiliriz. Don Kişot idealizmi betimlerken, Sancho Panza realizmi betimler. Don Kişot ne kadar hayal kurarsa kursun, Sancho Panza o kadar gerçekleri yüzüne vurmaya çalışır. Bir iktidar, bir yönetici gibi gördüğü yel değirmenine savaş açan Don Kişot'a onun sadece bir “yel değirmeni” olduğunu söylemesi de buna örnektir. Kitap bolca ironi içerir ve ilginç bir şekilde modernizmin bile ötesinde post-modernizme göz kırpan metinlerarasılık kuramını tabi ki bu amaç dahilinde olmadan kullanmıştır. Aynı zamanda Don Kişot, feodal yönetime çarpıcı bir eleştiridir de.

“Gözlerini kendine çevirip kendi kendini tanımaya çalış; varılması en zor olan bilgi budur. Kendini tanırsan, öküze özenen kurbağa gibi şişinmezsin”

Don Kişot- Cervantes

Don Kişot'un Konusu

Alonso Quijana adlı karakterimiz nam-ı değer Don Kişot bir sabah uyandığında kendini tüm dünyayı değiştirmeye ve haklıyı savunup haksızı cezalandırmaya kararlıdır. Yüzünü dahi görmediği güzeller güzeli Dulcinea el Toboso'sunun güzelliğini tüm dünyaya yaymaya çalışan kahramanımız tabi bu uğurda gerekirse bir tabur insanı karşısına alabilecek cesarete ve kararlılığa sahiptir. Ve kendine çok bilinen adı “Don Kişot”u koyar.

Amacı bu dönemde oluşan haksızlıkların yegane kaynağı olan şövalyelik tarikatının kapanmasının önüne geçmek değil geleneği tekrar geri getirmektir. Yol arkadaşı Sancho Panza adında bir silahtarla büyük bir maceraya girişir. Tüm bu serüvende gördüğü her türlü durumu düzeltmeye çalışsa da deliliği yüzünden her yerde okuyucuyu ve romandaki tüm karakterleri kendi üzerinden bolca güldürür.

Don Kişot, hakkında saatlerce düşünebileceğimiz bir başyapıt. Dünya Edebiyatı'nda Don Kişot’tan etkilenen yazarların tümünü yazmak imkansız ancak Turgenyev'in Babalar ve Oğullar’ı, Gogol’un Ölü Canlar’ı, Yaşar Kemal’in İnce Memed serisi bunlara örnek olarak verilebilir.

Cervantes’in kendi başyapıtına dair bir tavsiyesinde şunları söylüyor:

"İnsan, hayatında üç kez Don kişot'u okumalıdır. Kahkahanın kolayca dudaklara fırlayıp duyguları harekete geçireceği gençlikte, mantığın hâkim olmaya başladığı orta yaşta ve her şeye felsefe açısından bakıldığı ihtiyarlıkta."

Kaynaklar:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Miguel_de_Cervantes 

 


İLGİLİ

Atatürk'ün Baş ucu Kitapları

Atatürk'ün hayatında büyük iz bırakan baş ucu kitapları hakkında özet bilgiler

Ernest Hemingway: Savaşın ve Umudun Yazarı

Amerikan edebiyatının en yalın diline sahip yazarlarından biri olan Hemingway’in eserlerine ilham olan yaşamı.


Paylaş