Dünya sinemasının en iyi yönetmenleri arasında gösterilen Krzysztof Kieslowski'nin hayatı, filmleri ve sanat anlayışı.

Ölümünden yıllar sonra dahi birçok ödüle layık görülen; 2002 yılında İngiliz Film Enstitüsü tarafından yayınlanan modern zamanların en iyi 10 yönetmeni sıralamasında 2. sıraya yerleştirilen; döneminin en güçlü hikaye anlatıcılarından biri olarak anılan; dünya sinemasına Dekalog(1989), Veronique'nin İkili Yaşamı(1991) ve son yapımları olan Üç Renk üçlemesi (Mavi (1993), Beyaz (1994), Kırmızı (1994)) gibi unutulmaz eserler kazandırmış bir yönetmen: Krzysztof Kieslowski.

Krzysztof Kieslowski'nin Hayatı

Canı Yanan Bir Toplum

Krzysztof Kieslowski, Polonyalı yönetmen ve senaryo yazarı. 1941 yılında Alman işgali altındaki Varşova'da, kendi betimlemesiyle "canı yanan" bir toplumda dünyaya geldi.

2. Dünya Savaşı, Nazi Almanya'sının işgalinden sonra geride on binlerce insanını kaybetmiş, büyük bedeller ödemiş ve yaralarını sarmaya ihtiyaç duyan bir halk bırakmıştı. Ülke yeniden birlikle kendi ayakları üzerinde durmaya çabalıyor fakat dönemin komünist yönetimiyle halk tarafından büyük saygı duyulan Kilise çatışıyor, görevini kötüye kullanan yöneticiler ve uyguladıkları yanlış politikalarıyla ekonomi kötüleşiyor, ülkede istikrar sağlanamıyordu. Kilisenin de desteğiyle ayaklanmalar ve ülke çapında grevler gerçekleşiyordu. 

"Gerçekliğe Tanık" Bir Çocukluk

Kieslowski'nin babası tüberküloz hastasıydı, tedavi bulabilmek için kentten kente geziyorlardı. Kieslowski; bu şekilde halkı, hayatlarını ve dertlerini gözlemleyerek yetişiyordu. Yönetmen, içinde büyüdüğü toplumu şu ifadelerle anlatıyordu: "Gerçek problemlerimiz olduğu için hayali olanları aramıyoruz. Polonya; hayatları zor, acı çeken insanlarla dolu bir ülke.”. Kieslowski'nin içine doğduğu bu "gerçekliği", yıllar sonra sanatını ve anlatmayı seçtiği hikayelerini etkileyen en önemli etkenlerden olur: "Gerçekliğe bağlıyım çünkü varolan her şey benden daha bilge ve daha zengin."

Başlangıç Yılları ve İlkler

Kieslowski; 1969 yılında, ancak 3. başvurusunda kabul gördüğü, 2. Dünya Savaşı sonrası Polonya sinemasının doğumunun bel kemiği olan Łódź Ulusal Film Okulu'ndan mezun oldu.

Kariyerine ilk olarak belgesel filmleriyle başlayan yönetmen, Polonya'nın çeşitli bölgelerini gezerek farklı gruplardan insanları ele aldı. 1975 yılında yapmış olduğu "Personel" adlı belgesel türünde olmayan ilk televizyon filmiyle Mannheim Film Festivali'nde Grand Prix ödülüne layık görüldü. 1976 yılında ise ilk uzun metraj filmini çekti.  

Kieslowski'nin Sinemaya Bakışı 

“Herkes dünyayı değiştirmek istiyor.” demişti Kieslowski fakat kendisi dünyanın gerçekten değiştirilebileceğine hiç inanmamıştı. Onun da sözleriyle: “Dünya sadece tarif edilebilirdi.”.

Kino Moralnego Niepokoju: Ahlaki Kaygı Sineması

Ahlaki Kaygı Sineması; Kieslowski'nin de bir parçası olduğu, 1976-1981 yılları arasında Polonya sinemasında etkisini göstermiş bir akım.  Kieslowski'nin "Personnel" isimli filmi ise bu akıma ait ilk film olma özelliğini taşır.

Bu akıma ait filmler; politikadan uzak, Polonya insanlarının günlük yaşamlarını ve sıkıntılarını olduğu gibi aktarmayı amaçlayan, psikoloji odaklı yapımlardı. Bu filmlerde kişisel arzuları ve dilekleri, sosyal ve politik çevreleriyle çatışan insanlar resmediliyordu. Politika sadece bir arkaplandı, "karakterin kim olduğunun bir parçası"ydı.

İnsanın Bireysel Varlığı

Kieslowski için çatışmaların sonucu veya tarafları önemli değildi, asıl önemli olan “yolun kendisi”ydi. Polonyalı filozof ve rahip Prof. Józef Tischner ise işlenen bu “yol”la ilgili şu ifadeleri kullanır: "Diğer sanatçılar insanların dünyaya olan yolculuğuna odaklanmışken o, insanların kendilerine olan yolculuğuna odaklandı.”.

"Toplumun umrumda olmadığını fark ettim.” der Kieslowski, “Benim asıl umursadığım şey, insanın bireysel varlığı."

İnsanlığın Ortak Değeri

"Politika dışında her şey önemlidir. Yalnızlık önemlidir. Aşk da onun yokluğu da...Umutsuzluk, her şey... Ama politika değildir.".

Yönetmen, siyasete karşı olan sert tavrı sorulduğunda şu şekilde cevap verir: “Siyaset; nerede olduğumuzu, ne yapmaya iznimiz olduğunu ya da olmadığını tanımlıyor, ama insani sorunları çözmüyor. İster komünist bir ülkede, ister zengin kapitalist bir ülkede yaşayın; siyaset hiçbir zaman şu soruları cevaplamıyor: Hayatın gerçek anlamı nedir? Neden sabahları uyanıyoruz?, ardından ekler: "Bir insanın komünist, dinsiz ya da dindar olmasından öte, insanı tamamlayan daha önemli şeyler bulunduğunu fark ettim: aşk, ölüm, yalnızlık, nefret, kaygı gibi. Bunlar pek sözünü etmediğimiz ama birlikte yaşadığımız, hayatımıza yön veren şeyler. İnsanlığın ortak değerleri zannedildiği gibi din, dil, ırk, bayrak gibi kavramlar değil; acı, keder, sevinç, aşk gibi kavramlardır.”.

Kieslowski'nin Yaşamı Yorumlayışı

“Kimsin ve Ne İstiyorsun?”

Ünlü yönetmen tanıştığı insanlara 2 soru yöneltirdi: “Sen kimsin?” ve “Ne istiyorsun?”. Bu soruya kendi cevabı ise kim olduğunu bilmediği, kendini sevmediği ve istediği şeyin sadece biraz huzur olduğu fakat bu hayaline asla ulaşamayacağını düşündüğü olmuştu.

Arzuların Emrindeki Şehir

Kieslowski; “bireylerin” hayatlarını ve hayallerini “kendi özgün dünyalarıyla” kurgulayışlarından ve kovalayışlarından etkileniyordu. Kendisi doğduğu ve yaşadığı kent Varşova hakkında en sevdiği özelliğin, arzularla ve isteklerle dolup taşması olduğunu söylüyordu: "Bir sabırsızlık var; zengin olmak ve ne olursa olsun kazanmak için, sahip olmak için agresif bir arzu var. Bunu tüm berraklığıyla en iyi hissedebildiğiniz yerdir Varşova. İnsanlar adeta bu arzuyu yayarlar."

Kötülük Hayal Kırıklığından Doğar

İstek ve arzular her zaman hayallerimize yanıt vermezler, yönetmenin de sözleriyle: “Her şeye kavuştuk ama bana öyle geliyor ki, elde ettiğimiz şeyler hayal ettiklerimizle alay etti.”

Kieslowski, insanların doğuştan iyi olduklarına inanıyordu. Sonradan kazanıldığına inandığı kötülüğü ise tek bir gerçeğe bağlıyordu: “İnsanlar bir noktada, artık iyi olanı ortaya çıkaracak bir durumda olmadıklarını anlıyorlar ve ben kötülüğün bu gerçekten doğduğunu düşünüyorum. Kötülük bir tür hayal kırıklığından doğuyor.

Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik

Kieslowski; din, politika, tarih ve milliyetçilik gibi kavramların insanları ayrıştırdığına inanıyordu. İnsanları bağlayan asıl şeyin “duygular” olduğunu söylüyordu: “Hepimiz aynı şekilde, aynı şeyden korkuyoruz ve hepimiz aynı şekilde seviyoruz.” Farklı insanların, dünyanın farklı yerlerinde aynı anda aynı şeyi düşünebileceği fikrine bağımlıydı. Filmlerinde insanları “bağlayan” duygu ve düşüncelere odaklanmayı seçti.

Fransız devriminin kazandırdığı değerlerden etkilenerek yapmış olduğu Üç Renk üçlemesinde, Fransız bayrağının renklerinin temsil ettiği “özgürlük”, “eşitlik” ve “kardeşlik” değerlerini işledi. Bu değerlere politik bir pencereden bakmak yerine, insani duygular ve bireysel hayatlar üzerinden ilerlemeyi seçti.

 “Mavi (1993)”, bir kazada ailesini kaybetmiş bir kadının kendini ve “özgürlüğü” yeniden keşfini anlatırken; “Beyaz (1994)”da “eşitlik”, bir adamın karısından aldığı intikamı anlatan bir komedi filmi içerisinde işlenir. “Kardeşliği” temsil eden “Kırmızı (1994)” ise genç bir model, hayata küsmüş bir yargıca yaşamı yeniden sevmeyi öğretir. Bu üç hikaye de Avrupa’nın farklı ülkelerinde geçer, fakat insanlarının ortak duygu ve değerlerde birleşmesi temsil edilir.

Krzysztof Kieslowski'nin Filmleri

Yönetmenin ünlü uzun metraj filmlerinden bazıları:

Yönetmenin filmlerinin tamamını görmek için buraya tıklayın.

Kazandığı Ödüller ve Adaylıkları

Kieslowski, kariyeri boyunca 70 ödül kazandı ve 1995 yılında En İyi Yönetmen ve En İyi Yazma dallarında 2 Akademi Ödülü adaylığı başta olmak üzere toplam 33 adaylığın sahibi oldu. Kazandığı başlıca ödüller:

Ödül ve adaylıklarının tamamını görmek için buraya tıklayın.

Ölümü ve Sinemaya Mirası

1994 yılında Üç Renk: Kırmızı filminin çıkışının ardından Kieslowski film yapmayı bırakacağını açıkladı. Neden bıraktığı sorulduğunda ise şu cevabı verdi: "Başka ne yapabilirim bilmiyorum, bütün bu filmleri yaptım ve geride sürekli aynı filmi yapıyormuşum gibi bir hisle kaldım. Şimdi sıra, diğerlerinin neler yapabileceklerini göstermelerine fırsat vermekte.”.

Kieslowski film yapmayı bıraktığını söylemişti fakat ölümünden hemen önce yeni bir üçlemeye başladığı biliniyordu: Cennet, Cehennem ve Araf. Ölümünün ardından bu üç filmin senaryosu 3 farklı yönetmene verildi. Cennet 2002, Cehennem ise 2005 yılında seyirciyle buluştu; Araf ise henüz yapılmadı.

Krzysztof Kieslowski, 1996 yılında geçirdiği bir kalp krizi sonucu girdiği kalp ameliyatında, henüz 54 yaşında hayatını kaybetti. Kieslowski'nin Varşova'da bulunan mezarına film çekmekte olan bir yönetmeni temsilen bir çift el heykeli yapıldı.

Stanley Kubrick, Krzysztof Kieslowski'yi şu ifadelerle tanımlar: "Kieslowski gibi yönetmenlerin fikirlerini anlatmak yerine dramatize etmek gibi nadir bir yetenekleri vardır. Fikirlerin geldiğini asla görmezsiniz ve uzun bir süre sonraya kadar ne kadar içtenlikle kalbinize ulaştıklarını fark etmezsiniz.

Kaynaklar:

https://en.wikipedia.org/wiki/Krzysztof_Kie%C5%9Blowski, https://culture.pl/en/article/a-foreigners-guide-to-polish-cinema, https://tr.wikipedia.org/wiki/Polonya_Halk_Cumhuriyetihttps://en.wikipedia.org/wiki/Cinema_of_moral_anxietyhttps://www.europeana.eu/en/blog/krzysztof-kieslowski-migratory-filmmaker, https://www.rogerebert.com/interviews/the-force-of-chance-an-interview-with-krzysztof-kielowski


BENZER YAZILAR

The Haunting: Bly Malikanesi

The Haunting of Hill House dizisinin devam halkası olan The Haunting of Bly Manor dizisinin incelemesi.

Dilekler Zamanı

Anadolu’nun ücra bir köyünden Almanya’nın işlek caddelerine uzanan bir hayat… Yoksulluk, kadınlık ve göç etrafında dönen bir aşk hikayesi; Melike’nin hikayesi.


Paylaş