Konuğumuz yazar ve yönetmen Murat Uğurlu ile kısa filmler ve kendi yapımları üzerine sohbet ettik. 

Kısa film, günümüzde halâ tanımı üzerinde net bir evrensel kanıya varılmamış film yapma biçimidir.  Festivaller ve bazı dijital platformlar dışında fazla görünür olmasa da ülkemizde de önemli temsilcileri ve filmleri vardır. Konuğumuz yazar ve yönetmen Murat Uğurlu ile kısa filmler ve kendi yapımları hakkında sohbet ettik. 

1) Kısa filmler, dünyanın birçok yerinde uzun metrajdan ayrı değerlendirilirken bugün halâ tanımını araştırdığımızda karşımıza “uzun metraj filmin kriterlerini karşılamayan film” olarak çıkıyor. Sizce kısa filmi uzun metrajla birlikte tanımlamak ne kadar doğru ya da siz kendi tecrübelerinize dayanarak kısa filmi nasıl tanımlarsınız?

Murat Uğurlu: 

Kısa film ve uzun film ayrımı yapmaya kalkarsam elime yüzüme bulaştırabilirim. İlk kısa filmimi yirmi yaşında yapmıştım. Şimdi üzerinden epey bir zaman geçti. Sanıyorum temel motivasyonlarım aynı: Bir duyguyu, bir hikâyeyi filme dönüştürürken kendimce deneyler yapmak; yalnızca film zamanı ve film imkanları kullanılarak inilebilecek katmanları araştırmak; edebiyatın ve tiyatronun konforlu çözümleri dışında da bir “bölge” var mı, merakla sezmeye çalışmak… Hikâyeler, duygular ve fikirler birçok farklı mediumda ifade edilebilir, ediliyor da. “Neden film?” sorusu benim için takıntı derecesinde önemli. Kendime karşı dürüst olmaya çalışıyorum. Radyo tiyatrosu olabilecek bir malzemeden film yapmak istemem. Uzun lafın kısası… Dışsal faktörleri -para ve süre meselesini- bir kenara bırakırsak şimdi ilk uzun metraj filmimi yapmaya çalışırken de aynı motivasyonlara sahibim diyebilirim.

2) İlk kez kısa film çekecek birisine nereden başlamasını önerirsiniz, sizin kullandığınız bir yol haritası var mı?

Murat Uğurlu:

Kendimi tekrar etmekte bir sakınca görmüyorum: Zaten iyi bir yönetmen ve iyi bir sanatçı olma potansiyeli taşıyanlar, birilerinin tavsiyelerini dinlemek yerine burunlarının dikine gideceklerdir.

3) Ülkemizde kısa film yönetmenlerinin birçoğu, kısa filmlerin uzun metraja göre daha az maliyetli olmasından dolayı kısa filme yöneliyor. Fakat kısa film maliyetleri de azımsanacak rakamlar değiller. Siz Türkiye’deki kısa film fonlarını yeterli buluyor musunuz?

Murat Uğurlu: 

Geçtiğimiz yıl Saraybosna Film Festivali’ne katılmıştım. Oda arkadaşım bir Yunandı, kısa filmi yarışmadaydı. Merak edip 30 dakikalık filminin bütçesini sordum, 45.000 Euro imiş. Her fırsatta kendimizi kıyaslamaya bayıldığımız Yunanistan’dan bir kısa film işte. Slovakya, Hırvatistan yahut Polonya’da da durum pek farklı değildir. Ülkemiz rasyonalitesini yitireli ve yörüngenin dışına savrulalı epey oluyor.

4) Türkiye’deki film festivallerinin kısa filmlere yeteri kadar alan tanıdığını düşünüyor musunuz?

Murat Uğurlu: 

Nicelik değil de nitelik bir tartışma konusu olabilir belki. Türkiye’de hemen her ilçenin girişinde bir heykelle karşılaşırsınız. Bazen çaydanlık, bazen çatala batırılmış köfte, bazen Nasrettin Hoca… İnsanımızın heykel sanatına ve kısa filmlere olan bu düşkünlüğün sebebi nedir, onu bir sosyoloğa sormak lazım.

5) Son filminiz Tapınak, hem sinematografi hem de hikâye açısından çok güçlü bir film. Tapınak’ı izlediğimizde aslında eril otorite üzerine bir film izlediğimizi söyleyebiliriz. Fakat bunun dışında İki Parça filminizde de Tapınak’ta da dikkat çeken unsur; mekân kullanımı. Aslında bu noktada mekân, filmlerinizde bir mekândan ziyade karakter olarak karşımıza çıkıyor. Ömer Kavur’un çok güzel bir sözü var: Bir senaryoda mekâna ve zamana hâkim olursanız eğer kötü bir film yapamazsınız, der. Siz senaryolarınızı yazarken mekân ve zaman yönetimini nasıl yapıyorsunuz?

Murat Uğurlu: 

Metin Erksan ve Ömer Kavur 90 öncesi Türkiye sinemasında en sevdiğim, en çok önemsediğim iki yönetmendir. Hakkınız var, muazzam bir mekân hakimiyetleri ve film zamanını eğip bükme becerileri vardır. Onların kelimelerle değil görüntülerle düşünen saf sinemacılar olduklarına eminim. “Saf sinema” nedir, diye sorarsanız cevabını veremem maalesef. Herhangi bir filmin daha ilk sekansında sezdiğim bir şeydir bu. Kendi filmlerim için mekân bakarken, kameranın konumunu yahut lensi seçerken de sezgilerimle hareket etmeye dikkat ederim. Bence sizi filmi yapmaya iten kök duygudan eminseniz, onunla yeteri kadar itişip kakıştıysanız bir reçine süzülüyor sonunda, sezgilerinizi bir tutkal gibi bütünlüklü ve güvenilir kılıyor. Tapınak, ekipteki bazı arkadaşlarla sürtüşmek pahasına bu sezgisel yaklaşımı en uca götürdüğüm filmim oldu. Pişman değilim, daha da uçlara götürmenin imkanlarını kovalayacağım.

6) Lodz Film Okulu’nda yönetmenlik eğitimi aldınız. Lodz, çok önemli yönetmenleri mezun etmiş olsa da aslında görüntü yönetmenliği bölümüyle ün salan bir sinema okulu. Hatta Hollywod’un görüntü yönetmeni tedarikçisi olarak bilinir. Filmlerinizde görüntü yönetimi konusuna hassasiyetle yaklaştığınız çok aşikâr. Bu hassasiyetin Lodz’la birlikte oluştuğunu söyleyebilir miyiz? Daha doğrusu bir kıyaslama yapacak olursak orada verilen eğitim daha çok pratik üzerine fakat burada sinema okulları daha çok kuram üzerine eğitim veriyor. Siz kendi deneyimlerinizden yola çıkarak bir değerlendirme yapsanız iki ülke arasında, film yapmanın artı ve eksileri ne olurdu sizin için?

Murat Uğurlu: 

Başta da söylemiştim, ilk kısa filmimi 20 yaşında yaptım. Tamamen cahil cesaretiyle kalkıştığım bir işti. O filmi yaparken Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğrenciydim. Ondan sonraki 3-4 sene kâbus gibi geçti. Çünkü film, yurt dışındaki bazı festivallere -bence Türk işi halı kilim kontenjanından- seçilmeye başladı. Ben de dünyanın dört bir yanındaki film okullarının mezuniyet filmlerini izleme gafletinde bulundum. Bir Osmanlı yarı aydınının ilk defa Paris’e veya Viyana’ya gitmesi gibi bir histi. Aramızdaki uçurum sarsıcıydı. Okul biter bitmez yurt dışına gitmeyi kafama koymuştum. Lodz birçok sebepten ilk tercihimdi. Ellerinde sihirli değnek filan var sanıyordum, tabi ki yokmuş. Lodz’un en iyi yaptığı şey şu: Evrensel standartta temel eğitim vermek… Temel eğitim derken pratik eğitimi kastediyorum elbette. Benim 20’li yaşlardaki cahil aklımla izleyip hayran olduklarım, işte bu temel film gramerinin özgüveniyle yaratıcılıklarını açığa çıkaran öğrencilerin filmleriymiş. Dile kolay, 70-80 yıllık ekoller bunlar. Türkiye’de otonom bir şekilde 70-80 yıl el değiştirmeden, herhangi bir baskıya ya da ahmaklığa maruz kalmadan günümüze kadar gelebilen kaç kurum var? Baylan Pastanesi filan herhalde, belki bir de anneannemin oturduğu mahalledeki tuhafiyeci... Profiterol ve yün içlik henüz milli güvenlik sorunu sayılmadığı için olabilir, bilemiyorum.

7) Bu güzel söyleşi için teşekkür ederiz. Son olarak sizi etkileyen bir film ve bir kitabı bizimle paylaşabilir misiniz?

Murat Uğurlu: 

Ben teşekkür ederim. Son zamanlarda okuduğum iki iyi kitap önerebilirim: Melih Cevdet Anday’ın Raziye’si ve Annie Ernaux’un Seneler’i… Beni sahiden çarpan film ise Mubi’de tesadüfen keşfettiğim bir Gürcü filmi oldu. Alexandre Koberidze’den “Gökyüzüne Baktığımızda Ne Görüyoruz?” Herkes baktığında kendi meşrebince bir şey görecektir eminim. Ben de “saf sinema” dediğim o şeyi gördüm ve keyfim biraz olsun yerine geldi.

Murat Uğurlu Biyografisi 

1987 yılında Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitirdikten sonra Polonya Ulusal Sinema Okulu Lodz’ta yönetmenlik bölümünde eğitimine devam etti. 2013 yılında Buralar Bıraktığın Gibi isimli ilk öykü kitabı İletişim Yayınları tarafından basıldı. İstanbul’da yaşıyor ve freelance yönetmen olarak çalışmayı sürdürüyor.

Murat Uğurlu Filmografisi

Gördüm (2007)

Göl (2008)

Öteki Yüz / Inne Twarz (2011)

İki Parça (2018)

Tapınak (2020)

Tapınak (Temple, 2020) 

Yönetmen ve Senarist: Murat Uğurlu 

Yapımcı: Asena Bulduk, Büke Akşehirli

Oyuncular: Feridun Koç, Çiğdem Aygün, Furkat Hakimov, İnci Akgün, Erol Babaoğlu, Kaan Mestut, Jason (köpek)

Görüntü Yönetmeni: Akın Çetin

Müzik: Teho Teardo

Kurgu: Adil Yanık

Ses: Çağlar Çakmak

Tapınak Konusu 

Mevlüt (50), konteyner parkında gece bekçisidir. Bir gece, yaşlı turistleri taşıyan bir otobüsün iş yerini ziyaret etmesiyle dingin geçen nöbetlerinin de sonu gelir. Gizemli gece ziyaretleri her gün tekrarlanmaya devam eder. Bu ziyaretlerle birlikte  Mevlüt'ün bastırılmış korkuları da gün yüzüne çıkar. 

Tapınak filminin fragmanını buradan izleyebilirsiniz. 

İki Parça (Two Pieces, 2018) 

Yönetmen ve Senarist: Murat Uğurlu 

Oyuncular: Erol Babaoğlu, Natalia Durszewicz, Özer Arslan

İki Parça Konusu 

"Batı sınırında bir kasaba, sabahın erken saatleri... İki taşra memuru, resmî plakalı bir ciple ormanın derinliklerine doğru yola çıkarlar. Güzellik ve ölüm onları hazırlıksız yakalayacaktır" (Kaynak: vimeo).

İki Parça filminin fragmanına buradan ulaşabilirsiniz. 

Murat Uğurlu'nun vimeo hesabından diğer filmlerine ulaşabilirsiniz. 


BENZER YAZILAR

Sofra Sırları: Neslihan Karakteri Analizi

Sofra Sırları Neslihan karakteri analizi. Neslihan karakterinin sosyolojik yansımaları.

The Devil in The White City: Keanu Reeves'ın İlk Dizisi

Matrix serisiyle yıldızı parlayan Keanu Reeves, oyunculuk hayatında ilk kez bir dizide oynayacak. Üstelik dizinin yapımcıları da Leonardo DiCaprio ve Martin Scorsese.


Paylaş