Nuri Bilge Ceylan sinematografisinin ışığında bir "Aydın"ın yaşadığı coğrafyayla olan kavgasının ve özel yaşamındaki hesaplaşmalarının öyküsü.

Kış Uykusu filminin başrollerini Haluk Bilginer, Melisa Sözen ve Demet Akbağ paylaşıyor. Nuri Bilge Ceylan tarafından yönetilen 2014 yapımı film , Yılmaz Güney’in ‘Yol’ filminden sonra Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan ikinci Türk filmidir (2014).  Filme ait bazı bölümler Anton Çehov’un "Karım ve İyi İnsanlar" adlı öykülerine dayandırılmıştır.

Kış Uykusu Fragman

Kış Uykusu Konusu, Bize "Bizden" Ne Anlatıyor?

Orta Anadolu’da babasından kalan bir oteli işleten emekli oyuncu Aydın, günlerini kendisinden yaşça küçük eşi Nihal ve boşanmış kız kardeşi Necla ile geçirmektedir.

Yaşadığı bölgenin insanları hakkındaki küçümseyici düşünceleri ve diğer yandan eşi ve kız kardeşi ile zayıf ilişkisi arasında kalmış Aydın, bizi bir Türk entelektüelinin taşra kökenleriyle manevi ve kültürel ikilemindeki tutarsızlıklarını sorgulamaya iter. Biz de bu filme ait bazı detaylardan bahsedeceğiz.

İnceleme: İyilik Yapmak İnsanın Anlam Arayışının Bir Parçası Mıdır?

Aydın, yardımcısı Hidayet ile birlikte babasından kalma mülkleri idare ederken diğer yandan da yerel bir gazetede yazılar yazmakta ve tiyatro tarihi ile ilgili kitap yazmaya hazırlanmaktadır.

Filmin başındaki çarpıcı sahnelerden biri de sahip olduğu evlerden birinin kirasını ödemeyen bir aileyle ilgilidir. Kira borcundan dolayı Aydın, ailenin evine haciz göndermiş ve bu sebeple ailenin küçük oğlu, bir gün Aydın’ın arabasının camını taş atarak parçalamıştır.

Bunun üzerine Aydın ve Hidayet çocuğu alır ve evinin önüne giderek özür bekler. Aslında kendince anne ve babasının onurunu kurtarmaya çalışan çocuk bu durumda rencide edilerek daha da çok kırılır. Aydın karakterinin kişiliğiyle ilgili tezatlığı burada başlar. Yerel gazetede yazdığı yazılarda etik değerler üzerinden idealist fikirler sunarken diğer yandan bir çocuğu ve ailesini düşünmeden küçük düşürebilecek kadar duyarsızdır da.

Aydın’ın yazıları ile ilgili en dikkat çekici yorumları ise kardeşi Necla yapacaktır. Aydın geçmişteki oyunculuk kariyerine duvara yapıştırdığı afişler ve yazdığı yazılarla tutunmaya çalışarak kendini önemli hissetmek istemektedir.

Necla ise bitmiş evliliği ve hayatının gidişatı ile ilgili kafasında taşıdığı soru işaretlerini çözmeye çalışıyor ve herhangi bir işle oyalanmayı kendini kandırmak gibi görüyordur. Böylelikle iki  kardeşin bu ters hayat felsefesi filmde sert ve düşündürücü diyaloglar ortaya koymaktadır.

Rastladığımız ilk çekişme Necla’nın daha yüzeysel eleştirileriyle başlar. Aydın’ın yazdığı gazetenin küçük ve erişilebilirlik ihtimalinin az olduğunu belirtmesi üzerine Aydın, küçümsenmenin verdiği rahatsızlığı gizlemeye çalışarak duruma idealist yaklaşıyor gibi gözükmektedir.

Karakterler birbirinin zayıflıklarının farkında olan fakat bunları açıkça tartışmak yerine iğneleyici ve şiirsel yollarla ima etmek için anlaşmış gibidir. Zamanla imalar şeffaflaşır ve kartlar açık oynanır. Necla Aydın’ın sırf kendini daha önemli ve iyi bir insanmış gibi hissetmek için yaptığı bu çalışmaları "havanda su dövmek" kadar boş bulduğunu belirtir. Ona göre herkes tarafından kabul görülmüş pozitif değerlere tutunularak yazılan bu yazılar işe yaramazdır, simyagerlik gibidir.

Necla’nın eleştirilerinin hedefindeki bu yazıların konusu genellikle Anadolu’nun kültürel sorunları ile ilgilidir. Ancak Aydın’ın bu hayatlara uzaktan bakmak ve küçümsemekten başka bir şey bilmediğini ve yalnızca bunlar üzerinden kendine malzemeler çıkararak idealist bir portre çizmek istediğinin farkındadır. İyiliği "aç bir köpeğin önüne kemik atmak değil en az o köpek kadar açken onunla o kemiği paylaşmak" olarak değerlendirir.

Yani Aydın’ın dünyaya iyi anlamda katkıda bulunmak olarak adlandırdığı eleştirel çalışmaları, ön yargıyla yaklaştığı ve tanımadığı hayatlar üzerine işe yaramayan akıllar vermek ve bunlar üzerinden beslenmekten ibaretti. Bu sert görüşler üzerine Aydın da Necla’nın eylemsizliğine felsefi anlamlar yüklemesinin tembelliğe uydurulmuş bir kılıf olduğunu söyleyince durum açık bir çatışmaya dönüşür.

Kötülüğü Yenmek Yalnızca Ona Karşı Koymakla mı Mümkündür?

Necla yaşadığı ayrılık üzerine sürekli geçmişini düşünürken eşinden ayrılmış olma kararını sürekli sorgular ve bunu "Kendimize yapılan kötülüğe her zaman karşı mı koymalıyız?" sorusuyla bir tartışma konusu haline getirir. Aydın, Necla ve Nihal’in bu konu üzerine konuştuğu kahvaltı sahnesi önemlidir.

Necla kötülüğe karşı koymanın kötü insanın özünü değiştirmeyeceği için kalıcı bir çözüm getiremeyeceğini, dolayısıyla kötülüğe pasif kalınırsa kişinin kendi iradesiyle kötü olmaktan vazgeçmesinin daha köklü bir çözüm olduğunu savunur. Dolayısıyla bu sahneyle birlikte iyilik ve kötülük kavramlarına bakış açısını değiştirecek diyaloglar ortaya çıkar.

Aydın için bunlar saçmalıktan ibaret tartışılamayacak düzlükte konulardır. Kitap yazma işine girişebilecek kadar birikimli, yerel gazetede halkın sorunlarına ses olacak duyarlılıkta gözüken bir aydın, kendisinden farklı yaşam tarzları ve görüşlerini olgunlukla karşılayabilecek ruhani derinlikten yoksundur. Aydın’ın Hamdi Hoca karakterine karşı tutumu bu duruma örnek verilebilir.

Hamdi’nin baştan aşağı taşralı görüntüsü ve tutumları sebebiyle Aydın onu içten içe sürekli küçümser, öyle ki bu durumu bile bir yazı konusu haline getirir. Evlerin bakımsızlığı, kıyafetlerin yıpranmışlığı derken "Anadolu Kasabalarındaki Estetik Yoksunluk" başlığıyla bir köşe yazısı yazar.

Aydın Hamdi’yi özellikle bir din adamı olarak kötü giyinmesi üzerinden eleştirir. Necla’ya göre ise Aydın "dişine göre" bir kurban bulmuş ve etinden sütünden faydalanmaktadır. Maneviyatı olmadan manevi konular hakkında yorum yapmasını ikiyüzlülük olarak görür. Bunun yanında Aydın bu insanlara karşı kibirli bir tutum sergilerken aslında taşralı kökenlerini reddederek kendine karşı modern bir kimlik ispatında bulunmaya çalışmaktadır.

Evde karakterler kendi geçmişleriyle hesaplaşırken diğer yandan da gizlilikle birbirini suçlamaktadır, genellikle bu suçlamaların merkezinde olan kişi Aydın’dır. Özellikle eşi Nihal ile olan ilişkisi zayıf ve mesafeli bir durumdadır. Bu ilişkiyi bize en iyi anlatacak sahnelerden biri Aydın’a gelen bir mail ile başlar. Bu mail, Aydın’a yönelik uzun ve duygu dolu övgülerle başlayan bir yardım talebi mektubu niteliğindedir. Bir kadın, açılması istenilen bir halk eğitim merkezi için Aydın’dan yardım istemektedir.

Aydın kendisine gelen bu maili fikir almak için arkadaşı Suavi ve Nihal ile paylaşır ancak Nihal’den istediği ilgiyi göremez. Nihal Aydın’dan yaşça daha küçük ve herhangi bir mesleği olmayan, günlerini bölgede yardıma muhtaç insanlara bağış organizasyonları düzenleyerek geçiren bir kadındır.

Aydın da bundan hareketle bu maili biraz da Nihal ile iletişim kurmak için kullanır ancak bu girişim hüsranla sonuçlanır. Nihal'in tepkisinin sebebi Aydın’ın bu duruma duyarlılıktan ziyade mailde yardım istenirken kendisini önemli hissettiren övgü dolu ifadelerin yüklediği okşanmış bir gururun sonucu olarak ilgi gösterdiğini anlamış olmasıdır. 

Nihal Aydın’ın kibirli davranışlarının çizdiği sınırlı dünyada boğulmuş fakat bu dünyadan çıkabilme cesaretini ve imkanını bulamamış bir kadındır. O da kendine ayrı bir dünya yaratmayı ve Aydın’a koyduğu mesafeyle onu bu dünyadan uzak tutmayı seçmiştir. Öyle ki düzenlediği bağış etkinliklerini bile ondan gizliyor ve katılmasını istemiyordur. Aydın’ın kontrolcü ve benmerkezci tavırlarının bulaştığı her durum, onu yaşamak için motive eden her duygudan uzaklaştırır ve umutsuzluğa düşürür.

"Aslında iyi öğrenim görmüş, dürüst, adil bir insansın. Ancak yeri geldiğinde bu erdemlerinle insanları boğan, küçük düşüren, aşağılayan bir hava taşıyorsun."

Saygı çerçevesi içerisinde sürdürülüyormuş gibi gözüken fakat iki ruhun da birbirine gittikçe yabancılaştığı, fikirlerin sürekli savaştığı bir evlilik içinde Nihal kendini "boşluk içinde yüzüyormuş" gibi hissediyordu. İdealindeki modern portre için taşra kökleriyle mücadele eden Aydın, bu idealleri hayatına ve çevresine dayatmaya çalışırken yalnız ve çelişkili bir adama dönüşerek kendini fark etmeden bir çıkmazın içine sürüklemişti.

Özetle,

Uzun ve anlamlı diyalogları, görsel bir şölen sunan çekim açılarıyla sayılamayacak ayrıntılara sahip film, izleyiciye bir Rus romanı içindeymiş gibi hissettirirken; bir aydının, yaşadığı coğrafyayla olan kavgasını ve özel yaşamındaki hesaplaşmalarını ortaya koyuyor.

Kaynaklar

https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1%C5%9F_Uykusu_(film)


BENZER YAZILAR

Promising Young Woman: Farklı Bir İntikam Filmi

Bu yılın ödül sezonunda adı en çok duyulan filmlerden Promising Young Woman filminin konusu, oyuncuları ve film hakkındaki yorumlar.

Sinema Dili Nedir ve Nasıl Oluşturulur?

Görüntüyle hikaye anlatmak ve o hikayenin duygulara işlemesi. Sanatçının büyük arzusu: Kendi sinema dilini oluşturmak, görüntünün mucizesini kullanmak…


Paylaş