I'm Thinking Of Ending Things, The Assistant, Undine, Mank ve Boys State filmleri hakkında kısa bilgiler.

2020’yi evlere kapandığımız, herkesten uzaklaştığımız bir sene oldu. Sinemalar açısından oldukça da zorlayıcı bir seneydi. Neredeyse yılın tamamını kapalı geçiren sinema salonları seyircisiz kalsa da belki de en çok film izlenen senelerden biri oldu. Sinemalar izleyicisiz kalırken Netflix’in abonesine abone kattığı bir yıldı diyebiliriz.

Kimi yönetmenler filmlerini sinemada göstermek için sakladı, kimi yönetmenler ise beklemeden online platformlara sattılar. Ama film sektörü açısından oldukça verimli geçen bir seneydi. Bu senenin en önemli işlerine bakmak gerekirse hemen hemen her listede yer alan bazı başarılı filmler göze çarpıyor. Bu filmlerdeki oyuncuların ve yönetmenlerin işlerine gösterdiği özen yadsınamaz. Bu film yoğunluğunun arasında gözden kaçmış olabilecek ve izlemeye değer filmlerin olduğu da muhakkak.

1- I’m Thinking of Ending Things

Senaryo ve yönetmen koltuğunda Charlie Kaufman’ın olduğu, oyuncu kadrosunu ise Jessie Buckley, Jesse Plemons, Toni Collette gibi isimlerin doldurduğu uyarlama bir film. Film “Her şeyi bitirmeyi düşünüyorum.” cümlesi ile oldukça çarpıcı bir biçimde başlıyor.

Lucy (Jessie Buckley) erkek arkadaşı Jake (Jesse Plemons) ile beraber Jake’in ailesini ziyaret etmek için yola çıkarlar. Bu yolculuk sırasında seyirci olarak bu ikilinin karakterlerini ve ilişkilerinin dinamiklerini öğreniyoruz. Bu dinamikleri öğrenirken kamera kullanımından dolayı hem filmin ruh halini anlatan hem de arabadan geçmesinden dolayı oldukça klostrofobik bir atmosfer izleyiciye eşlik ediyor. Çifti eve varmalarıyla birlikte aslında daha da karmaşık anlar bekliyor. Bu karmaşa kimi zaman seyirci mental anlamda rahatsız etse de ilerleyen sahnelerde filmin bir kusur olarak bu karmaşayı yaratmadığını anlıyoruz. Film bu karmaşayı ve gerilimi o kadar doğal bir şekilde veriyor ki seyircinin hem gözüne batmıyor hem de kendini filmin içinde hissedebiliyor.

Filmin atmosferi oldukça kasvetli olsa da doğal bir akış sağlanmasından dolayı izleyiciyi bir şekilde içinde tutmayı başarıyor. 4 Ekim 2020'de Amerika Birleşik Devletleri'nde yayınlanmaya başlanan film, toplamda 2 saat 14 dakika sürüyor. Drama türündeki yapımın IMDb puanı ise 6.6. Yönetmenin usta kamera kullanımı, filmin yansıtmak istediği atmosferin doğru şekilde yansıtılışı aynı zamanda oyuncuların mükemmel performanslarıyla 2020’de adını en tepelerde anmadan geçmek oldukça haksızlık olacak bir film.

2- The Assistant

Kitty Green tarafından yazılıp yönetilen Julia Garner, Kristine Froseth ve Matthew Macfadyen gibi isimlerin oyunculuklarıyla süslediği 87 dakikanın nasıl geçtiğini anlamayacağınız bir film. Konu olarak günümüzde oldukça tartışılan kadınlara yönelik yapılan sistematik tacizi konu alıyor. Film endüstrisinde Harvey Weinstein skandalı ile patlayan bu konu, film ve dizilerde de sıklıkla işlenmeye başladı.

Filmde Jane (Julia Garner) üniversite mezuniyeti sonrası hayallerinin işi olarak nitelendiği yerde asistan olarak işe başlar. Fakat şirkette gündelik işlerinin yanı sıra  bu işi yaparken nelerle baş ettiğini de yakından izliyoruz. Ciddi bir şekilde sistem eleştirisi yaparken burada suçu ne direkt faile ne de bilip susanlara atıyor. Sadece herkesin aslında farkında olduğunu ve sorunun kaynağının sistem olduğunu oldukça yalın bir dille ifade ediyor.

En derinden ve yoğun bir şekilde hissedilen duygu ise iktidarın daha alt kademedeki insanlar üzerinde nasıl bir bitkinlik yarattığı ve bu insanların bununla mücadele etmenin hiçbir fayda etmeyeceğine inanması. Bu inanışın getirdiği durumu çaresizce kabullenişleri ise filmi izlerken insanı etkileyen en önemli unsurlardan biri olmayı başarıyor. Bu hissiyatları Jane’in yılgınlığı üzerinden izleyenlere de yoğun bir şekilde geçirebiliyor. Filmi izlerken seyircinin aynı çaresizlik hissini yaşaması ise filmi seyirciye yansıtmada ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor. Böylesine büyük ve önemli bir konuyu oldukça sade fakat derin bir yerden işlemesi ise Kitty Green ismini önümüzdeki senelerde de sıklıkla duyacağımızın açık bir kanıtıdır.

The Assistant, 30 Ağustos 2019 tarihinde ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri'nde yayınlandı. Drama türündeki bu yapımın IMDb puanı 6.2.

3- Undine

Phoenix, Barbara ve Transit gibi filmlerden hatırladığımız usta yönetmen Christian Petzold imzalı bir film. Başrollerinde ise Paula Beer, Franz Rogowski ve Jacob Matschenz gibi isimleri görmek mümkün. Transit filminin başarısı mı yoksa aralarındaki uyumdan mı kaynaklı bilinmez ama Petzold yine Beer ve Rogowski ile bir araya gelmiş. 70. Berlin Film Festivali'nde prömiyerini yapan bu film, festivalden iki ödülle de dönerek iddiasını bir nevi kanıtlamış oldu.

Birçok mite göre su perisi olan Undine, anlatıya göre kendisini aldatan bu adamı öldürmeli ve kendisini çağıran gerçekliğe yani suya tekrar dönmelidir. Filmin ana karakteri Undine de bu gerçeklik üzerine kurulmuş bir karakterdir. Undine’nin (Paula Beer) hikayesine eşlik ettiğimiz bu film temelinde bir aşk hikayesi. Undine Berlin’de rehberlik yapmaktadır. Erkek arkadaşı Johannes (Jacob Matschenz) onu başka bir kadın için terk eder. Fakat mitin aksine Undine, erkek arkadaşı onu terk ettikten sonra onu öldürmek yerine bambaşka bir aşka yelken açıyor. Kısa süre önce tanıştığı dalgıç olan Christoph (Franz Rogowski) ile başladığı ilişki iki tarafı da farklı bir şekilde etkiliyor. Christoph’un kendisinden bir şey sakladığına inanan Undine tekrar bir karar almanın eşiğine gelir. İkilinin ilişkilerini ve Undine’nin kendi içinde yaşadığı ikilemi izlediğimiz bu filmde bize eşlik eden diğer bir güzel yan ise Berlin’in güzelliklerini de görmemizi sağlaması.

Filmin gerçeklik ve fantastik dünya arasındaki akışkanlığı ise filmi kıymetli kılan bir başka unsur. 2 Temmuz 2020'de Almanya'da vizyona giren bu film 1 saat 31 dakika sürüyor. Drama, romantik ve fantastik türlerinde olan yapım IMDb'den 6.4 puan almış. Adını sinema tarihine şimdiden altın harflerle yazdıran Petzold, adını her duyduğumuzda heyecanlanmamız gerektiğini bir kere daha herkese hatırlatıyor.

4- Mank

Yönetmen koltuğunda David Fincher’ın oturduğu senaryosunu ise babası Jack Fincher’ın yazdığı Netflix yapımı bir film. Başrollerini Gary Oldman, Lilly Collins, Tom Burke ve Amanda Seyfried paylaşıyor.

Fincher, Netflix ile yaptığı House of Cards veya Mindhunter gibi işlerle zaten mükemmel bir işin geleceğinin sinyallerini çoktan vermişti. Jack Fincher tarafından kaleme alınan Mank, çekimlerinden, oyunculuklardan, senaryoya kadar her şeyiyle bir yaratım harikası. Olaylar sinema tarihinin en önemli filmlerinden biri sayılan Yurttaş Kane’in senaryosunun yazıldığı Kember Campell çiftliğinde geçiyor. Mank bu filmin senaryosunun yazım sürecine odaklanıyor. Süreci anlatırken aynı zamanda 1930’lar ve 1940’ların politik durumunu ve Hollywood’un içinde bulunduğu durumu da seyirciye gösteriyor. Bunu anlatırken geçmişe yönelik bir nostalji duygusu ile değil daha gerçekçi bir yerden yapıyor olması da yönetmen koltuğunda Fincher’ın olduğunu bir kere daha herkese hatırlatıyor.

Oscar adaylığı birçok kişi için şimdiden kesin olan bu filmin en harika yanlarından biri ise Gary Oldman. Hemen hemen her rolün altından kalkan bu oyuncu yine kusursuz bir performans ile karşımızda. Mükemmel çekimlerin yanı sıra filmin siyah beyaz olması da izleyiciyi filmin içinde bulunduğu 30’lar ve 40’lara geçişini oldukça kolaylaştırıyor. 2020 bitmek üzereyken son anda görme şansı bulduğumuz bu film 130 dakika boyunca filmden kopmadan kendini izletmeyi başarıyor.

Mank, aslında 13 Kasım 2020 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri'nde yayınlanmış olsa da Türkiye'de gösterime girmesi 4 Aralık'ta oldu. Biyografi, dram ve komedi türündeki filmin IMDb puanı da 7.2.

5- Boys State

2020'nin en önemli olaylarından biri olan Amerika Birleşik Devletler’i başkanlık seçimleri sırasında, oldukça güzel bir zamanda vizyona giren bir belgesel. Bu belgesel Amerikan seçim sistemi ve genç kuşak kelimelerinin birbiri ile alakasını ve genç kuşağın siyasete bakışını oldukça açık bir şekilde gösteriyor.

Prömiyerini yılın başında Sundance Film Festivali’nde yapan bu belgesel elbette buradan eli boş dönmüyor. Yaklaşık 1000 tane Teksaslı genci bir araya toplayıp bir hükümet kurma yarışı içerisine sokuyor. Bu yarışa izleyici olarak dahil olduğumuzda gençlerin politik görüşlerinden, kazanmak için neler yaptıklarını oldukça içeriden inceliyoruz. 6 günde geçen bu belgesel oldukça fazla detay içermesi ve neredeyse kamera yokmuş hissiyatı veren usta bir kamera kullanımına sahip. Kurmaca dense inandıracak derecede usta bir kurgu ve çekim kalitesi ise belgeselin kalitesini bir üst basamağa taşıyor.

Kimi zaman duyduğumuz cümleler ise hem günümüz siyaseti için hem de bu siyasetin gençler gözündeki yerini anlamak için oldukça önemli. Karakterlerden birinin “Normalde inanmıyorum ama böyle demezsem oy alamam.” cümlesi ise siyaseti oldukça kısa bir biçimde özetleyen cümlelerden biri olarak hafızalara geçiyor. Z kuşağı olarak adlandırılan gençlerin ise siyaseti aslında ne kadar popülist bir yerden gördüğünü de oldukça net bir biçimde açıklıyor.

Film ilk olarak 14 Ağustos 2020 tarihinde yayınlandı ve toplamda bir saat 49 dakika sürüyor. Belgesel, 7.7 ile listemizdeki en yüksek IMDb puanına sahip film oluyor.

Oldukça zor geçen bir seneyi güzel filmlerle anmak mümkün. Karantinada olduğumuz 2020 senesinin işleri bir nebze de olsa kolaylaştırdığı inkâr edilemez bir gerçek. Bu filmler dışında bahsedilmeye değer oldukça fazla film de mevcut. Her kategoriden iyi işler izlediğimiz bir sene olduğunu söylemek mümkün. Yukarıda bahsedilen filmler ise hemen hemen her listenin ilk sıralarında olan kimsenin izleyip pişman olmayacağı filmler listesinde. Filmlerin yanında daha uzun soluklu yapımlar arıyorsanız, 2020’de gözden kaçmış olabilecek 5 diziyi de derlediğimiz yazımıza göz atabilirsiniz. 

2021 için en önemli dileklerden biri de artık bu güzel filmleri sinema salonlarında görmeye devam edebilmek. Umarız ki 2021 insanlık için daha rahat ve film sektörü içinse daha güzel işlerin çıktığı sene olsun.


BENZER YAZILAR

Galler Prensesi Diana'nın Hayatı/ The Crown

Galler Prensesi Diana'nın ölümü, The Crown dizi özeti ve bilinmeyen gerçekler.

Devil Wears Prada Film Eleştirisi

Devil Wears Prada filminin detaylı eleştirisi, moda dünyasının çarpıcı arka yüzü, Meryl Streep'in oyunculuğu, Anna Wintour ve Vogue dergisinin filmle ilişkisini inceledik.


Paylaş