Cinsiyet kavramının post-yapısalcı felsefede dekonstrüksiyonu, Judith Butler ve Julia Serano'nun cinsiyet tanımları.

 Bir sosyal olgu olarak cinsiyet kurumunun yüzyıllardır süregelen kalıplaşmış sistemi, özellikle 21. yüzyılda sorgulanmaya başlandı. Kalıplaşmış bu sistemin insanlar üzerinde yol açtığı sistematik baskı, bugün birçok araştırmanın konusu haline gelmiş bulunuyor ve cinsiyet üzerine yeni fikirler, yeni yaklaşımlar, bize salt doğru olarak sunulan fikirlere farklı bir açıdan bakmamıza olanak sağlıyor. Feminist ve kuir felsefeci Judith Butler toplumsal cinsiyet konusunda ortaya atılan "özcü yaklaşım" ve "sosyal yapılandırmacılık" yaklaşımlarından ziyade "performativite" kavramını savunuyor. 

Judith Butler Kimdir? 

"Gender Trouble" ve "Bodies that Matter" adlı kitaplarıyla toplumsal cinsiyet çalışmaları alanında yeni bir yöntem sunan, günümüzde toplumsal cinsiyet alanında çalışma yapan birçok akademisyenin, kitaplarını kaynak olarak gösterdiği postyapısalcı filozoftur. Feminist ve kuir kuramın önemli düşünürlerindendir ve aynı zamanda politik bir aktivisttir. Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de karşılaştırmalı edebiyat ve retorik bölümlerinde profesörlük yapmanın yanı sıra European Graduate School'da felsefe profesörüdür. 

Cinsiyet Nedir? 

Cinsiyet; maskülen ve feminen idealler arasındaki aralıklarla, biyolojik cinsiyeti, toplumsal cinsiyet rollerini ve cinsel kimlikleri kapsayan bir çatı terimdir. Cinsiyet kavramını anlatmak için öncelikle iki ayrı kavram olarak ele almak gerekiyor; biyolojik cinsiyet ve toplumsal cinsiyet.

Biyolojik Cinsiyet

Biyolojik cinsiyet; doğuştan gelen cinsiyet kimliğimizdir. Örnek olarak yeni doğmuş bebeklere cinsel organlarını dikkate alarak doktorların atadığı cinsiyet, biyolojik cinsiyettir. Ancak sanılanın aksine biyolojik cinsiyet de ikili bir sisteme sahip değildir. Spektrumun her iki kısmından özelliklere, yani hem erkeksi hem de kadınsı cinsiyet özelliklerine sahip olabilen, interseksüel kimlikli insanlar vardır. 

Toplumsal Cinsiyet

Toplumsal cinsiyet ise bir durum veya yaşam biçimini ifade eder. Kişinin toplum içinde sergilediği veya etrafındaki diğer insanlara karşı olan davranışlar bütününe toplumsal cinsiyet denir. Toplumsal cinsiyetin kaynağı konusunda iki temel yaklaşım var; özcü yaklaşım ve sosyal yapılandırmacılık.

Özcü Yaklaşım

Özcü yaklaşım, cinsiyet kimliğinin biyolojik ve doğuştan olduğunu, cinsel kimliğin temel değerlerinin tarih boyunca ortak cinsel kimlikli insanlar tarafından paylaşılan bir davranışlar bütünü olduğunu savunur.

Sosyal Yapılandırmacılık

Sosyal yapılandırmacılık anlayışı ise toplumsal cinsiyet kimliğinin, toplumsal değerlere ve sosyal normlara göre şekillendiğini savunur. Judith Butler'ın ortaya attığı performativite kavramı da sosyal yapılandırmacılık ile paralellik gösterir. Trans aktivist, yazar ve biyolog olan Julia Serano ise hem özcü yaklaşımın hem de sosyal yapılandırmacılık anlayışının eksik olduğunu düşünerek "İçsel Eğilim Modeli'ni'' ortaya atar. 

Performativite 

Judith Butler cinsiyeti; "zaman içinde sürekli olarak tekrar edilen stilize edilmiş eylemler bütünü" olarak tanımlıyor. Bu da aslında performativite kavramının temeli niteliğinde bir cümle. Cinsiyeti biyolojik bir olgudan ziyade sosyal bir performans olarak ele alıyor. Ancak bu performans bir kendini ifade biçiminden ziyade kişiliğin temel yapıtaşı olarak ele alınıyor. Yani bir insanın cinsiyet kimliği kişinin kendisi tarafından yapılandırılamaz. Butler'a göre cinsiyet kimliği kişinin kendi içindeki herhangi bir duygunun dışa vurumu değildir, cinsiyet kimliği kişinin kendisidir. 

Performativite kavramına göre cinsiyet kimliği olduğumuz değil yaptığımız bir şeydir. Ancak bu istediğimiz cinsiyete göre davranabileceğimiz, bir aktör gibi kendimize rol biçebileceğimiz bir performans değildir. Performativite ayrımı burada devreye giriyor. Performativite kavramı bir tekrarlama içerir, zaman boyunca oluşturulmuş cinsiyet normlarının tekrar edilmesi hakkındadır. Örneğin; erkeğin çalışıp para kazanırken, kadının evde çocuklara baktığı bir aile modeli, toplum tarafından uzun zamandır sürekli olarak tekrar edilmiş bir normdur. Ya da belli konuşma, yürüme ve diğer ifade biçimlerinin feminen veya maskülen idealler üzerinden farklılaşıp, ortak cinsiyet kimliğine sahip insanlar tarafından paylaşılması örnek olarak gösterilebilir. 

İçsel Eğilim Modeli 

Julia Serano, özcü yaklaşımı ve sosyal yapılandırmacılık kavramlarının cinsiyet tanımı konusunda eksik kaldığını düşünür. Serano'ya göre özcü yaklaşımın biyolojik olarak olağan dışı saydığı kuir insanların sayısı, istatistiklere göre biyolojik olarak olağan dışı bir durum olamayacak kadar fazladır. Yani sıra dışı bir durumdan ziyade biyolojik bir çeşitliliktir. Bu bağlamda özcü yaklaşım tanım konusunda eksik kalmaktadır. Serano; Sosyal Yapılandırmacılık yaklaşımının ise yine eksik olduğunu düşünür çünkü kuir cinsiyet beyanı olan birçok insanın henüz toplumsal bir şartlanmadan etkilenmeyecekleri kadar erken yaşlarda bile benzer davranışlarda bulunduğunu söyler. İki yaklaşımın da eksik olduğu noktaları "İçsel Eğilim Modeli" ile açıklayan Serano'ya göre, göz ardı edilen kavram "bilinçaltı cinsiyetidir". Bilinçaltı cinsiyet ise cinsiyet ile özdeşleştirilmiş bazı davranışların bilişsel temelli olduğunu ve beynin vücudun nasıl olması gerektiği hakkındaki dürtüleri olduğunu savunur. Örneğin transeksüel insanların bilinçaltı cinsiyetleri ile biyolojik cinsiyetleri denk değildir. Bu durumda transeksüel insanları "cisgender" normlara göre sınıflandırmak hem saygısızlık hem de etik olarak yanlış kabul edilir. Ancak her ne kadar özcü yaklaşıma yakın görünse de Serano aynı zamanda sosyal şartlandırmaların bilinçaltı cinsiyetin dışa vurumunda önemli bir faktör olduğunu söyler. 

İkili cinsiyet sistemi temelli bir toplumda; performativite yaklaşımı ve içsel eğilim modeli, kişiyi içine doğmuş olduğumuz sosyal normlar hakkında düşünmeye zorladığı gibi birçok feminist teorinin temel aldığı heteronormatif anlayışı da eleştiriyor. Toplumsal cinsiyet kimliğinin temeli hakkında görüşler değişiyor olsa da ortak nokta insan hayatının fikirlerden önemli olduğu ve buna göre değerlendirilmesi gerektiğidir. 

Kaynakça:
Serano, Julia, Whipping Girl: A Transsexual Woman on Sexism and the Scapegoating of Femininity. . Emery, Calif.: Seal Press, 2007.

Butler, Judith, Performative Acts and Gender Constitution: An Essay in Phenomenology and Feminist Theory, Theatre Journal, Vol. 40, No. 4. (Dec., 1988), pp. 519-531

Butler, Judith, Gender Trouble: Feminism and the subversion of Identity. London: Routledge.

https://www.youtube.com/watch?v=Bo7o2LYATDc&t=3s


BENZER YAZILAR

Salah Birsel Okumazsanız Kaçıracağınız Şeyler

Edebiyatımızın özgün ve muzip denemecisinin dilimize kattığı deyişler ve ilginç deneme konuları.

Tarihin En Etkileyici Kadınlarından Biri: Lou Andreas-Salomé

19. yüzyıl sonlarındaki en parlak beyinlere ilham veren ve onları büyüleyen Lou Andreas-Salome kimdir? Bu yazımızda Salome'un hayatını ve Nietzsche, Paul Rée, Freud, Rilke gibi düşünürleri nasıl etkilediğini paylaştık.


Paylaş