Sinema tarihinin en iyi film serilerinden biri olan, Jesse ve Celine arasındaki yıllara meydan okuyan ilişkiyi konu alan Before trilojisini ve onu benzersiz hale getiren özelliklerini inceledik.

Before Sunrise (1995), Before Sunset (2004) ve Before Midnight (2013) filmlerinden oluşan Before üçlemesi, ilk filmin üzerinden yıllar geçmiş olsa da adından hala bahsettiriyor. Peki, filmlerin bu etkiyi yaratabilmesinde rol oynayan özellikleri neler?

Hızlı Bir Bakış

1995’te vizyona giren ilk film Before Sunrise, Amerikan turist bir genç olan Jesse (Ethan Hawke) ve Fransız bir öğrenci olan Celine (Julie Delphy) adında iki gencin Avrupa’da bir trende tanışmasıyla başlıyor. Trende sohbet etmeye başlayan ikili, daha sonra kendilerini, akşamı beraber Viyana’da geçirirken buluyor. Film, üçlemenin diğer filmleri gibi bu iki karakter üzerinden ve onların diyaloglarına odaklı bir şekilde ilerliyor.

Fikir, filmin iki yazarından biri ve aynı zamanda yönetmeni olan Richard Linklater’ın Philadelphia’da bir gece yürüyüş yaparken Amy adında bir kadınla tanışmasıyla ortaya çıkıyor. Daha sonra Linklater, senaryoyu Kim Krizan ile birlikte yazıyor fakat senaryonun son hali bu değil. Rolleri aldıktan sonra oyuncularımız Julie Delphy ve Ethan Hawke’ın da senaryoya büyük katkıları oluyor. İlk filmde yazar olarak kendilerine kredi verilmese de bu daha sonraki filmlerde değişiyor ve kendileri de filmin yazarları olarak sayılıyorlar.

İkinci film Before Sunset ise ikilinin 9 sene sonraki hayatlarını konu alıyor ve bu sefer Fransa’da geçiyor. Bu filmde Richard Linklater yine yönetmen koltuğunda yer alırken; senaryo, Richard Linklater, Kim Krizan, Ethan Hawke ve Julie Delphy’nin ortak çalışması sonucu ortaya çıkıyor. Yönetmen ve senaristlerimiz başta olmak üzere tüm film ekibi otantikliğe büyük önem verdiği için filmin tamamı gerçekten Paris’te çekiliyor ve filmde çoğu sahne akşamüstü geçtiği için sadece bu saatlerde çekim yapılıyor. Işıklandırma ve özel efektler, filmde neredeyse hiç yok.

Üçüncü film olan Before Midnight ise ikinci filmden 9 sene sonrasını, yani ikilinin tanışmalarının 18 yıl ilerisini anlatıyor. Bu sefer Yunanistan’da ve biraz daha yaşlanmış olarak karşımıza çıkan ikilinin hayatlarında neler olduğunu diyalogları aracılığıyla gözlemleme şansı buluyoruz. İlk iki film gibi yine filmin yönetmenliğini yapan Richard Linklater, senaryoyu bu sefer sadece Julie Delphy ve Ethan Hawke ile kaleme alıyor.

Filmlerin IMDb puanları sırasıyla 8.1, 8.1, 7.9 ve en yüksek puanlı trilojiler arasında yer alıyor. Filmler sadece; Predestination, Reality Bites ve yine Richard Linklater tarafından yazılıp yönetilmiş Boyhood gibi filmlerden tanıdığımız Ethan Hawke ve The Three Musketeers, 2 Days in Paris gibi filmlerde rol alan şarkıcı-oyuncu Julie Delphy’nin mükemmel ve doğal performansları için bile izlenmeye değer. Fakat, filmleri benzersiz kılan özellikleri sadece bunlarla sınırlı değil.

Gerçekten 18 Yıllık Bir Macera

9 yıl aralarla karşımıza çıkan filmler (1995-2004-2013), sadece bizim için değil film kadrosu için de gerçekten 18 yıllık bir hikaye oluyor. Viyana’ya giden trenden, Yunanistan’daki sahile kadar geçen filmler, gerçekte de hep 9 yıl aralıklarla çekiliyor. Film ekibinin otantikliğe olan düşkünlüğünden bahsetmiştik. Günümüzde, yaşlandırma gibi efektler CGI ve makyaj yardımıyla elde edilebilir olsa da ekip buna yanaşmıyor. Seriyi özel kılan en önemli özelliklerinden biri de bu.

İlk filmde gençliğin optimizmini; ikinci filmde otuzlu yaşların getirdiği düşünceleri ve buhranları; üçüncü filmde ise orta yaşla gelen içsel değerlendirmeleri ve sorgulamaları ele alan filmlerin bu kadar gerçek ve hayattan olmasının sebebi, filmler çekilirken oyuncuların gerçekten hayatlarının bu evrelerinde olmaları. Filmler, insanların hayatlarındaki evreler ve bunların getirileri gibi genel bir konuyu, sadece iki kişi üzerinden çok insani ve doğal bir şekilde ele almayı başarıyor. Üstelik seri, ilk filmi çekerken ikinci bir film olacağı, ikinci filmi çekerken ise üçüncü bir film olacağı düşüncesiyle yapılmıyor; oyuncular kendilerini bu rollere ve diyaloglara hem yaş hem deneyim olarak hazır hissettikleri için bir sonraki filmi çekme fikri ortaya çıkıyor.

Jesse karakterini oynayan Ethan Hawke, filmleri şöyle tanımlıyor:

“Before Sunrise, "ne olabilirdi"; Before Sunset “ne olmalı veya olmalıydı”; Before Midnight ise “gerçekten ne” temalarını ele alıyor.”

Realist Diyaloglar ve Olaylar

İlk filmde karakterlerimizin arasında geçen diyalog, faşizmden reenkarnasyona birçok konuyu içeriyor. Daha 20’li yaşlarında böyle ciddi konularda net fikirleri olan ikili, başta izleyiciye iddialı veya gösterişçi gibi gelebiliyor; fakat film, Avrupa’yı dolaşan, yeni yerler görüp yeni şeyler okuyan ve birbirleriyle flörtleşen bu iki gencin karakterlerine uygun konuşma tarzını çok güzel ve doğal bir şekilde yakalıyor. Daha sonraki filmlerde yer alan diyaloglarda ise mimiklerden konuşma tarzına kadar yaşın ve yaşanmışlıkların getirilerini ve diyaloğa yansıyan değişimleri görmek mümkün.

Richard Linklater, “erkek” tarafını dengelemesi için senaryoyu Kim Krizan ile birlikte yazarak ortaya gerçekçi diyaloglar çıkarmaya özellikle önem veriyor. Diyalogların bu kadar gerçekçi olmasında, oyuncu Ethan Hawke ve Julie Delphy’nin senaryoya katkıda bulunmalarının da etkisi büyük. Öyle ki, senaryo yazılıp tamamlandıktan sonra, çekimler esnasında doğaçlamaya neredeyse hiç yer verilmiyor fakat yine de diyaloglar çok realist ve doğal bir şekilde çıkıyor karşımıza.

Filmlerin seyirciyi etkileyen bir diğer yanı ise, kendimizi içinde kolaylıkla bulabileceğimiz durumları ele alması yani seyircinin olaylarla bağ kurabilmesi. Yeni biriyle tanışma heyecanı, kavgalar, havadan sudan bahseden diyaloglar… Her yaştan izleyicinin, özellikle serinin kendi yaşlarına yakın zamanda geçen filminde, kolaylıkla kendinden bir parça bulabileceği bir triloji.

Mükemmel Arka Plan

Filmlerin öne çıkan tarafı yalnızca gerçekçi diyalogları değil; film aynı zamanda karakterlerimizle birlikte Viyana, Paris ve Yunanistan sokaklarında bir yolculuğa çıkarıyor bizi. Viyana’yı gezerlerken, sokaktaki insan çeşitliliğini, 90’ların punk kafelerini, Arnavut kaldırımı sokakları onlarla birlikte biz de dolaşıyoruz; Paris’te Sen Nehri’nde onlarla bir yolculuğa çıkıyoruz ve Notre Dame, Eiffel gibi sembolleri onların gözünden görüyoruz; Yunanistan’ın eşsiz manzaralarının tadını onlarla birlikte çıkarıyoruz.

Filmlerdeki her şey gibi lokasyonlar da özenle seçiliyor ve filmlerin ve karakterlerin ruhunu yansıtıyor olmasına önem veriliyor. Aynı zamanda, nerede olurlarsa olsunlar mekanlar değil diyaloglar öne çıkıyor her zaman; iki insanın, zaman ve mekan fark etmeksizin olan ilişkisini izliyoruz.

Aşkı Betimlemek

Aşk, başta çok basit görünebiliyor. Birisiyle tanışıyor, onunla zaman geçiriyor ve belki de hayatımızı bu insanla geçirmeyi düşünüyoruz. Ama gerçek hayata dönmek ve onun iş, stres, başka insanlar ve onların düşünceleri gibi gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalıyoruz. Aşk çok basit olabildiği gibi, çok karmaşık da olabiliyor. İşte Before trilojisi tam da bunu gösteriyor bize. Aşkın üç farklı evresini gözlemleme şansı yakalıyoruz. İkilinin başta çok basit ve doğal bir şekilde ilerleyen ilişkisi, daha sonra karmaşık ve emek verilmesi gereken bir hal alıyor. Filmler, zaman içinde aşkın ve ilişkilerin nasıl değiştiğini, hayatın nasıl araya girebildiğini ve ilişkileri karmaşıklaştırabildiğini, büyük jestler ve filmlere özgü klişeler olmadan bütün gerçekliğiyle gözler önüne seriyor.

Son filmi (Before Midnight) geçtiğimiz haftalarda Netflix'e gelen Before serisi, kesinlikle izlenmesi gereken trilojiler arasında. Serinin fanları tarafından hala merak edilen bir soru ise, dördüncü bir filmin çekilip çekilmeyeceği. İzleyenler, üçlemenin tadında bitirilmesi ve dördüncü filmin çıkması tarafları olarak ikiye ayrılıyor. Sorunun cevabını almak için ise 2022’yi dört gözle bekliyoruz.

Seri hakkında daha fazlası için,

https://www.theguardian.com/film/2019/nov/04/julie-delpy-ethan-hawke-how-we-made-before-sunrise-trilogy-sunset-midnight

https://filmschoolrejects.com/before-trilogy-relationships/


BENZER YAZILAR

Lumière Kardeşler ve Sinemanın Doğuşu

Yarattıkları projeksiyon teknikleri ile sinemanın doğuşuna katkıda bulunan Lumière kardeşler.

Malcolm & Marie: Bir Aşk Hikayesi Değil, Aşkın Hikayesi

Tek bir evde, tek bir gecede, tek bir çifti konu alan siyah-beyaz çekimli Malcolm & Marie filmini ve filmde geçen temaları inceledik.


Paylaş