Eserleriyle ve hüzünlü yaşamıyla iz bırakan Fikret Mualla ile savaşın, medeniyetlerin, faciaların peşinde koşan Ara Güler’in hikayesi.

Yazar: İlayda Özüm Karadağ - Türk Alman Üniversitesi

Ressam Fikret Mualla’nın herkesle kavga etmesinin, insanların ona deli diyecek kadar dengesiz davranmasının hatta Türkiye’den gelen herkesin polis olduğunu sanıp kaçmasının altında hazin bir yaşam öyküsü vardır.

Fikret Mualla

12 yaşında futbol oynarken kırdığı ayağının yanlış kaynaması sonucu sakat kaldı. Küçüklüğünde İspanyol nezlesine yakalanan annesini kaybetti ve annesinin ölümünden kendisini sorumlu tuttu. Çünkü evde ilk o İspanyol nezlesine yakalanmıştı. Babası annesinin vefatı üzerine yeniden evlendi. Ancak evlendiği kadın yüzünden evden ayrılmak zorunda kaldı ve alkol tedavisi görecek duruma geldi. Tüm bu yaşadıklarına rağmen İstanbul’u terk etmedi.

İstanbul’u terk edip Paris’e yerleşmesi 1936 yılında Beyoğlu Çiçek Pasajı girişindeki Degütasyon Lokantası’na bir akşam gitmesiyle oldu. O akşam Fikret Mualla lokantada birkaç kadeh içtikten sonra gözü bir Alman ressamın çizdiği ve o dönem bütün mağazalara, bürolara dağıtılan Atatürk portresine takıldı. Kendi göz zevkine uymayan bu portreyi görünce “Neden her yerde hep aynı kötü portre?” diye bağırdı. Bu lafları Atatürk’e hakaret olarak kabul edildi ve tutuklandı.

Galatasaray Karakolu’nda sorguya çekilen Fikret Mualla çok fazla işkence gördü. Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Fikret Adil’in araya girmesiyle kurtarıldı ve hastaneye yatırıldı. Bu olay üzerine Fikret Mualla, Bakırköy Akıl Hastanesi’ne gönderildi. Daha sonra Türkiye’de kalmak ona iyi gelmedi ve Fransa’da bir akıl hastanesinde tedavisine devam etti.

Annesi Fikret Mualla’nın kız olmasını çok istediği için ona çocukluğunda kız gibi davranmış, saçlarını uzatmış ve kız elbiseleri giydirmişti. Ancak Ara Güler’in söylediği gibi Fikret Mualla bir kadın düşmanıydı. 

“Adam sıfır numara deli, son derece deli. Kadın düşmanı.”

Ara Güler bu sözleri Fikret Mualla’nın bir kadını dövmesi üzerine söyledi. Kadını dövmesi üzerine dava açılan Fikret Mualla mahkemede ise “Ben Türk’üm, bizde gelenektir, erkekler ara sıra karılarını okşarlar. Bu dayak sayılmaz.” diye kendini savundu.

Ara Güler’in Fikret Mualla’yı Bulması

Cannes Film Festivali sonrası çok sevdiği Paris’e giden Ara Güler, burada birkaç gün kalabilmek için çalıştığı gazeteye "Paris’te Türk Ressamlar" başlığında bir röportaj konusu uydurdu. Abidin Dino, Selim Turan, Hakkı Anlı, Avni Arbaş gibi Türk ressamlarla görüştü. Fakat bir tek Fikret Mualla ile görüşemedi. Fikret Mualla, Türkiye’den gelen herkesi polis zannettiği için Ara Güler bir türlü yanına yanaşamadı. Onun sürekli gittiği kafeye giden Güler, Fikret Mualla’nın kendisinin orda olduğunu görüp gelmediğini farketti.

Bu duruma daha fazla dayanamayan Güler, Dino’dan yardım istedi. Dino Güler'in ricasını kırmadı ve onun bir polis olmadığını, sadece birkaç fotoğrafını çekmek isteyen bir fotoğrafçı olduğunu söyledi. Daha sonra kafeye gelen Fikret Mualla’nın fotoğrafını çekmeyi başaran Güler, onun kaldığı yeri de görmek istedi. Fikret Mualla Paris’in ucra köşesindeki bir otelin en üst katındaki çamaşır odasında kalıyordu. Temizlik görevlisi kadın Ara Güler’i görünce ona bu adamı buradan götürmesini, etrafa işediğini ve herkesle kavga ettiğini söyledi. 

Kendine dünyada bir türlü yer bulamayan Fikret Mualla, içki alabilmek için Picasso’nun kendisine ithaf ettiği tabloyu satacak haldeydi. Neyse ki yaptığı resimler karşılığında ona bahşiş veren Madam Angles adında bir kadın ona hep destek oldu. Sergi açmaktan hastaneye yatırmaya kadar Fikret Mualla’nın adeta bir koruyucu meleği olan Madam Angles’in şefkati ona iyi geliyordu. Ne yazık ki dahi ressam Madam Angles’in tatilde olduğu bir zamanda, 1967 yılında, düşkünler evinde vefat etti. Madam Angles tatilde olduğu için kendisine ulaşılamadığından kimsesizler mezarlığına gömülmekten şans eseri kurtuldu. Madam Angles onu Alp Dağları’nın güneyindeki Reillanne Köyü’ne gömdürdü.

Mavi Bar

Fikret Mualla’nın vefatından sonra Avenue Champs-Elysees’deki turizm bürosunda bir sergisi açıldı. Sergi açılmadan önce tabloların peşine düşen Ara, sorduğu herkesten Fikret Mualla'nın içki karşılığı resim verdiğini öğreniyordu. 100’den fazla eserini bulan Güler tabloların fotoğraflarını çekti. Fakat yıllar boyunca horlanmış bir Türk sanatçısının yabancılar tarafından bu kadar kapışılmış eserlerinin olması, kendisinin ise sadece fotoğrafını çekip röprodüksiyonlarını çıkarmak zorunda kalması ağrına gitti. Mezarının Fransa’da olması ise onun açısından kabul edilebilir bir durum değildi.

Bir şeyler yapmaya karar veren Güler, dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün eşi Emel Hanım’ın Fikret Mualla’nın sınıf arkadaşı olduğunu öğrendi. O dönem Ara Güler Cumhurbaşkanlığı özel fotoğrafçılığı yapmaktaydı. Durumdan istifade ederek Fikret Mualla’nın tablolarını gösterdi ve en azından mezarının buraya getirilmesi gerektiğini söyledi. Güler'in fikrini çok beğendiler ve hemen gerekli çalışmaları başlattılar. Vasiyeti üzerine Fikret Mualla Karacaahmet’e gömüldü.

Bu durumu belki de en iyi özetleyen cümleleri Ara Güler söyledi.

“Adamı öldürdük, aç sefil bıraktık. Onu bir Fransız Madam Angles kurtardı. O olmasaydı Fikret Mualla çok daha önce ölmüş olurdu. Şimdi de hepimiz sahip çıkmaya çalışıyoruz. İşte o zaman vermezler adama. Bütün koleksiyonu da Madam Angles’ın elinde kalır.”

Kaynaklar:

Nezih Tavlaş- Ara Güler'in Hayat Hikayesi

http://www.fikretmualla.com/hayati.html

 


İLGİLİ

AlterEgo: Aklımızdan Geçenleri Anlayan Cihaz

Yapay zeka sayesinde içimizden gerçekleştirdiğimiz sessiz konuşmalarımızı kelimelere dönüştürebilen bir cihaz

Azulejo: Portekiz’in Masmavi Dokusu

Akdeniz kültürünün bir parçası azulejonun Kuzey Afrika’dan Portekiz’e uzanan hikayesi.


Paylaş