Burası tarihi M.Ö 5. yüzyıla dayanan bir Roma şehri. Şehrin tarihi kadar, usta fotoğrafçı Ara Güler tarafından bulunması da ilginç.

Afrodisias Antik Kenti, günümüzde turizmin en önemli tarihi noktalarından biri. Aydın'ın Karacasu ilçesindeki Geyre Köyü'nde yer alan bir Roma kenti. Dünyada dokusu bozulmamış en büyük hipodrom burada yer alıyor.

Tarihi M.Ö 5. yüzyıla kadar uzanıyor. 2017 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girdi. Roma İmparatoru Augustus'un "Tüm Asya toprakları içinden burayı kendime kent olarak seçtim" dediği bu şehri, usta fotoğrafçı Ara Güler keşfetmiş. Bir diğer usta Coşkun Aral ise bunu Ara Güler'in ağzından kayıtlara geçirmiş.

Bu yazımızda bu alanın nasıl bulunduğunu, dünya mirasına ne şekilde kazandırıldığını ve antik kentin özelliklerini anlatacağız.

Özetle Afrodisas Antik Kenti nasıl bulundu?

1958 yılında Ara Güler gazetecilik görevi gittiği bir baraj açılışına gitmek için Aydın Valisi'nden kendisine şoför tahsis etmesini ister. Şoförle birlikte baraja doğru giderken akşam geç vakitte yolda kaybolurlar. Ara Güler şoförün homurtuları arasında, en yakın köye gidip misafir olmak ister.

Köyün olduğu yer Afrodias'tır. Sabah gün ışığıyla her yeri fotoğraflayıp haber kanallarında yayınlanmasını sağlar. Dünyadaki en önemli yayın kuruluşlarının ve UNESCO'nun dikkatini çeker.

Gelelim Ara Güler'in Anlatımıyla Afrodisias Antik Kenti'nin bulunma hikayesine 

Usta gazeteci, savaş muhabiri Coşkun Aral 2009 yılında Ara Güler ile buraya bir yolculuk yapar. Burada video kaydı yaparlar. Ara Güler gelecekte arşivlerdeki yerini alması için burayı nasıl bulduğunu baştan sona anlatır. Ustanın söylediklerini kendi güzel üslubunu yakalayamasak da şöyle anlatabiliriz: 

"Hayat mecmuasında çalışırken bir pazar günü bana Kemer Barajı'nın açılışı yapılacağı, açılışı Adnan Menderes'in yapacağı söylendi. Bu olay Adnan Menderes'in son seçim seçiminden sonraki olaylarda oldu.

Kemer Barajı'nın açılışının için fotoğraf çekeceğim ama 3 gün önceden fotoğraf çekececeğim çünkü 3 gün önceden vermezsem herifler fotoğrafı ortaya basamıyor. İşte onun için 3 gün evvelden gitmek ve çekmek lazım.

Uçakla İzmir'e, İzmir'den Aydın'a gittim. Aydın Valisi'nden rica ettim "Senin vilayetinde baraj açılışı yapılacak Adnan Menderes açılışı yapacak. Onun orta sayfasını çekeceğiz." Belediyeden bir araba ayarladı.

Biz o arabayla Nazilli'ye Nazilli'den de Kemer Barajı'na gittik. Bir gittim, fotoğrafı çekmenin imkanı yok çünkü fotoğraf ters ışıkta kalıyor. Fotoğrafı çekemedik akşam da saat 5 oldu. Şoförün evine dönmesi lazım. Fotoğrafı da çekemedik. Dağa çıktım, belki güneş gelir de o yönden daha iyi fotoğraf çekilir diye. Birkaç fotoğraf çektim (Bu kısımda "Çektim anlacağın birkaç enayi resmini" diyor. :-) )

Aşağı indik, şoförle kavgaya başladık. "Benim dönmem lazım diyor, eşimle randevum vardı" , "Bu kadar geç döneceğimi bilseydim başka biri sizi götürürdü" vs. diyor.  Dedim "Ne yapalım olan oldu."

Şoför dolaştı buraları falan, derken yolu klaybetti. Dağların arasına girdi korkunç kayaların arasında kaybolduk. O zaman gidiyoruz aynı yere geliyoruz. Toprak toprak yollar bugünkü gibi asfalt da yok. Öyle kısa virajlar hatırlıyorum ki arabanın burnu dönünce arkası açıkta kalıyor. 

Sinirli bir vaziyette "Burada bir dur da yakında köyde bir yerde kalırız." diyerek sakinleştirmeye çalışıyorum adamı. Neyse bir yerde durduk, kalırız dedik. 

Ara Güler'in köyde sıra dışı bir durum olduğunu fark etmesi

"Köye geldiğimizde bir kahveye girdik, orada bir taş var. (Alttaki fotoğrafın olduğu yer) O zaman buraya elektrik değil ruh bile gelmemiş. Gaz lambasıyla duruyorlar, bir baktım adamlar bezik oynuyor, kağıt oynuyor, pişpirik oynuyor.

Bir baktım masa yok masa diye kullandıkları Roma sütunları, hani var ya roma sütun başları onlar. Onu masa yapmışlar kahvede oyun oynuyorlar. Delireceğim!

Sonra bir bakıyorum kahvenin ortasında sütun var. Kahvenin damını tutuyor. Garip bir yer. "Neresi burası?" diye sordum "Geyre Köyü" dediler.

Merhaba-merhaba'dan sonra bir yere yatacağız. Şoförü bir yere yatırdılar, beni bir yere koydular. Ben bu köydeki durumdan huylandım."

Ara Güler'in köydeki ilk gezisi ve eserleri fark etmesi

"Sabahın ilk ışıklarında çıktım. Fotoğraf makinemi aldım. Başladım buraları dolaşmaya. Bir baktım ki bir lahit. Lahitlerin üstüne üzümleri doldurmuş lahitin içinde üzümlerin üstüne çıkmış herifler şıra yapıyor. Lahitin altını delip, plastik kova koymuşlar şıra yapıyorlar. 

Lahitlerin üstünde çamaşır yıkıyorlar. Ters heykeller duruyor, taş diye kullanmışlar. Allah allah ne garip yerdir. Ne buldumsa fotoğrafını çektim.

Köylüler bir hipodrom olduğunu söyledi beni oraya da götürdüler. Bir baktım içinde adamlar ot biçiyor, orakla ot biçiyorlar."

Tarihle insan kaynaşmış, zaman birbirinin içine girmiş bir dünyanın içine düştüm.

Bu tarafa bakıyorum (Sola dönüyor) 20. asır, bu tarafa bakıyorum (sağa dönüyor) 15. asır. Bu tarafa bakıyorum (En sağına dönüyor) Roma Dönemi'ne bakıyorum. Bundan daha enteresan ne olabilir?

Ara Güler'in Afrodisias Antik Kenti'ni akademisyen arkadaşlarıyla paylaşması

"Tam İstanbul'a gittim, burasu nedir ne değildir?" diye sormak için Şevket Rado'ya, Hikmet Feridun'a gösterdim. Bunlar gülmeye başladılar. Ciddiye almadılar. Çünkü onların istediği magazin çekmekti.

Sonra bu fotoğrafları Profesör arkadaşlara gösterdim. Sabahattin Eyüboğlu, (Şevket) İpşiroğlu... Kimse aldırmıyor. Sabahattin "Ben Fransızca'dan başka dil yazamam ki" falan diyor. 

Ara Güler'in Afrodisias'ı yazıp dünya basınına duyurması

"Kenan Erim'in adresini aldığım sıralarda baktım kimse ilgilenmiyor. Ben yazayım dedim, hanım da İngilizce'ye tercüme eder. Nasıl geldik, nasıl gittik vs. hikayesini ben yazdım.

İngiliz dergisi Architectural Review (ki dünyanın en büyük mimari dergisidir) 10 sayfa yayınladı bu röportajı. O yayından sonra bir telex geldi. Amerika'dan Horizon diye bir dergi.

"Röportajınızı çok beğendik, biz renkli yayınlamak istiyoruz. 10 sayfa yer ayırıyoruz. Ama bize bu bölge hakkında yazılı bilgi-malumat da verin" dediler. Ama elimde yazılı malumat yoktu.

Müzeler Genel Müdürlüğü'ne gittim oranın müdürü Rüstem Duyuran'dı. Rüstem Duyuran'a sordum en son. "Bunun yazısını yazacak bir kişi var. Princeton Üniversitesi'nde, Amerikalı oldu aslen Türk. Adı Kenan Erim." dedi. Adresini verdi."

Ben de Horizon'a fotoğrafları gönderdikten sonra Kenan Erim'in iletişim bilgilerini verdim. Bu kişinin bu konuda işini bilir biri olduğunu söyledim. Ondan geldi Kenan buraya. ("Ondan geldi Kenan buraya, yoksa hayatında rüyasına görürdü" diyor)

Horizon Dergisi'nde Afrodisias Antik Kenti ile ilgili haberin yayınlanması 

Makaleyi yayınlamışlar, Kenan Erim'den bilgi almışlar. Fotoğrafların altına Ara Güler yazmışlar, yazarın adı yok. Kenan Erim'in adını makalenin en sonuna yazmışlar. Çünkü Kenan Erim yeteri kadar meşhur değil. Horizon Dergisi hakikaten çok meşhur adamların yazdığı dergiydi.

Mesela siyasi bir yazı yazılsa Winston Churchill yazıyor. Amerikan başkanına gelmez sıra."

Afrodisias'ın tüm dünyada tanınır hale gelmesi

"Yazı Horizon'da yayınlandı, UNESCO devreye girdi. Derken 130-140 defa sattım ben o haberi. Çok meşhur oldu.

Turizm acentaları buraya rota eklediler, yol açtılar. Haritada yer belirlediler. Adının Afrodisias olduğu belli oldu."

Ara Güler'in Prof. Dr. Kenan Tevfik Erim'i Afrodisias'a getirmesi

"Kenan Erim İstanbul'a geldi. Oradan köye getirdim, gezdirdim neyi araştırabileceğini, neleri bulduğumu söyledim. Memnun oldu. O da ne yazacağını, ne yapacağını düşündü. Çünkü Horizon için yazının devamını yazma istiyordu. Horizon gibi bir dergide yazmak bir profesör için rüyaydı.

Kenan Erim burasını sevdi, burayı kendine bir "üs" olarak düşündü. Dünyanın en kurnaz, kültürlü adamlarından biriydi. Hayran kalınacak bir adamdı. Dünyada onun gibi 15 tane adam yok. Ama kıskandı. Ben gazeteciyim, burayı bulurum sana gösteririm bundan da mutlu olurum. Arkeolog muyum kazı yapacak?" 

Kitap yaptı, kitapta bir satır bile bahsetmiyor bundan. National Geographic'ten ve birkaç yerden sponsor aradı, buldu.

Amerikan büyükelçisini gezdiriyor, Fransız büyükelçisini gezdiriyor. Bir gün taşın üstüne çıkmış oturuyorum.  Güneşin batmasını bekliyorum. Kenan Erim'da Fransız Büyükelçi ile konuşuyorlar.

Fransız Büyükelçisi "Bunun röportajını ilk Ara Güler" yaptı diyor. Kenan Erim de "Böyle yerlerde çobanlar da bir şeyler görür." diyor. Herife o zaman kızdım işte.

Neden öldü biliyor musunuz? (Kenan Erim)

Burada hafriyat yapılıyor ya, bunlardan işçilerin KDV'sini istediler. Herif oradan damar tıkanıklığı geçirdi. İngiliz Büyükelçiliği'nde öldü.

İşte Afrodisias'ın hikayesi aşağı yukarı bu."

Afrodisias'ın Tarihi

Yerleşim tarihi M.Ö 5 bin yılının ortalarına kadar dayanıyor. M.Ö 6. yüzyılda bir köy görünümünde, M.Ö 2. yüzyılda ise şehir statüsü kazanıyor. 

M.Ö 1. yüzyılda Roma İmparatoru olunca Augustus unvanını alan Octavian, "Tüm Asya'dan kendime bu kenti seçtim" demiş ve burayı koruma altına almış. Roma Senatosu tarafından bu şehir M.Ö 39 yılına kadar vergiden muaf olmuş. Hızla gelişmeye başlamış.

Arkeolojik anlamda önemi mermerden inşa edilmiş kabartma, yazıların, kapıların, hipodromun korunmuş olmasından kaynaklanıyor. Geç Helenistik Dönem'den Roma ve Bizans dönemine kadar çeşitli birçok eser bulunuyor.

M.Ö 1 ve 5 yüzyıllar arasında Roma'nın en önemli heykeltıraşları Afrodisias'tan yetişmiş. Babadağ eteklerinde yer alan mermer ocakları bu sanatın gelişmesinde en önemli etkenlerden.

Bu özelliklerinden dolayı Afrodisias Antik Kenti ve yakınındaki mermer ocakları, 2017 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yerini aldı.

Kaynak: Coşkun Aral AnlatıyorT.C Kültür ve Turizm Bakanlığı 


İLGİLİ

San Sebastian Cheesecake Nedir, Cheesecake'ten Farkı Nedir? Türkiye'ye Nasıl geldi?

Hayatımızda var olan Cheesecake modasının bir anda San Sebastian’a geçişini, aralarındaki farkları ve de farklı ülkelere gidip de yiyebileceğiniz yerleri sizler için bu yazıda ele aldık.

Tematik Restoranlar

Tematik restoran ve birbirinden ilginç örnekleri


Paylaş